حَدَّثَنِي مُؤَمَّلُ بْنُ هِشَامٍ أَبُو هِشَامٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا سَمُرَةُ بْنُ جُنْدَبٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ لأَصْحَابِهِ " هَلْ رَأَى أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنْ رُؤْيَا ". قَالَ فَيَقُصُّ عَلَيْهِ مَنْ شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُصَّ، وَإِنَّهُ قَالَ ذَاتَ غَدَاةٍ " إِنَّهُ أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ، وَإِنَّهُمَا ابْتَعَثَانِي، وَإِنَّهُمَا قَالاَ لِي انْطَلِقْ. وَإِنِّي انْطَلَقْتُ مَعَهُمَا، وَإِنَّا أَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُضْطَجِعٍ، وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِصَخْرَةٍ، وَإِذَا هُوَ يَهْوِي بِالصَّخْرَةِ لِرَأْسِهِ، فَيَثْلَغُ رَأْسَهُ فَيَتَهَدْهَدُ الْحَجَرُ هَا هُنَا، فَيَتْبَعُ الْحَجَرَ فَيَأْخُذُهُ، فَلاَ يَرْجِعُ إِلَيْهِ حَتَّى يَصِحَّ رَأْسُهُ كَمَا كَانَ، ثُمَّ يَعُودُ عَلَيْهِ، فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الأُولَى. قَالَ قُلْتُ لَهُمَا سُبْحَانَ اللَّهِ مَا هَذَانِ قَالَ قَالاَ لِي انْطَلِقْ ـ قَالَ ـ فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُسْتَلْقٍ لِقَفَاهُ، وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِكَلُّوبٍ مِنْ حَدِيدٍ، وَإِذَا هُوَ يَأْتِي أَحَدَ شِقَّىْ وَجْهِهِ فَيُشَرْشِرُ شِدْقَهُ إِلَى قَفَاهُ، وَمَنْخِرَهُ إِلَى قَفَاهُ وَعَيْنَهُ إِلَى قَفَاهُ ـ قَالَ وَرُبَّمَا قَالَ أَبُو رَجَاءٍ فَيَشُقُّ ـ قَالَ ثُمَّ يَتَحَوَّلُ إِلَى الْجَانِبِ الآخَرِ، فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ بِالْجَانِبِ الأَوَّلِ، فَمَا يَفْرُغُ مِنْ ذَلِكَ الْجَانِبِ حَتَّى يَصِحَّ ذَلِكَ الْجَانِبُ كَمَا كَانَ، ثُمَّ يَعُودُ عَلَيْهِ فَيَفْعَلُ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الأُولَى. قَالَ قُلْتُ سُبْحَانَ اللَّهِ مَا هَذَانِ قَالَ قَالاَ لِي انْطَلِقْ. فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى مِثْلِ التَّنُّورِ ـ قَالَ فَأَحْسِبُ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ ـ فَإِذَا فِيهِ لَغَطٌ وَأَصْوَاتٌ ـ قَالَ ـ فَاطَّلَعْنَا فِيهِ، فَإِذَا فِيهِ رِجَالٌ وَنِسَاءٌ عُرَاةٌ، وَإِذَا هُمْ يَأْتِيهِمْ لَهَبٌ مِنْ أَسْفَلَ مِنْهُمْ، فَإِذَا أَتَاهُمْ ذَلِكَ اللَّهَبُ ضَوْضَوْا ـ قَالَ ـ قُلْتُ لَهُمَا مَا هَؤُلاَءِ قَالَ قَالاَ لِي انْطَلِقِ انْطَلِقْ. قَالَ فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى نَهَرٍ ـ حَسِبْتُ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ ـ أَحْمَرَ مِثْلِ الدَّمِ، وَإِذَا فِي النَّهَرِ رَجُلٌ سَابِحٌ يَسْبَحُ، وَإِذَا عَلَى شَطِّ النَّهَرِ رَجُلٌ قَدْ جَمَعَ عِنْدَهُ حِجَارَةً كَثِيرَةً، وَإِذَا ذَلِكَ السَّابِحُ يَسْبَحُ مَا يَسْبَحُ، ثُمَّ يَأْتِي ذَلِكَ الَّذِي قَدْ جَمَعَ عِنْدَهُ الْحِجَارَةَ فَيَفْغَرُ لَهُ فَاهُ فَيُلْقِمُهُ حَجَرًا فَيَنْطَلِقُ يَسْبَحُ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَيْهِ، كُلَّمَا رَجَعَ إِلَيْهِ فَغَرَ لَهُ فَاهُ فَأَلْقَمَهُ حَجَرًا ـ قَالَ ـ قُلْتُ لَهُمَا مَا هَذَانِ قَالَ قَالاَ لِي انْطَلِقِ انْطَلِقْ. قَالَ فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ كَرِيهِ الْمَرْآةِ كَأَكْرَهِ مَا أَنْتَ رَاءٍ رَجُلاً مَرْآةً، وَإِذَا عِنْدَهُ نَارٌ يَحُشُّهَا وَيَسْعَى حَوْلَهَا ـ قَالَ ـ قُلْتُ لَهُمَا مَا هَذَا قَالَ قَالاَ لِي انْطَلِقِ انْطَلِقْ. فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى رَوْضَةٍ مُعْتَمَّةٍ فِيهَا مِنْ كُلِّ نَوْرِ الرَّبِيعِ، وَإِذَا بَيْنَ ظَهْرَىِ الرَّوْضَةِ رَجُلٌ طَوِيلٌ لاَ أَكَادُ أَرَى رَأْسَهُ طُولاً فِي السَّمَاءِ، وَإِذَا حَوْلَ الرَّجُلِ مِنْ أَكْثَرِ وِلْدَانٍ رَأَيْتُهُمْ قَطُّ ـ قَالَ ـ قُلْتُ لَهُمَا مَا هَذَا مَا هَؤُلاَءِ قَالَ قَالاَ لِي انْطَلِقِ انْطَلِقْ. ـ قَالَ ـ فَانْطَلَقْنَا فَانْتَهَيْنَا إِلَى رَوْضَةٍ عَظِيمَةٍ لَمْ أَرَ رَوْضَةً قَطُّ أَعْظَمَ مِنْهَا وَلاَ أَحْسَنَ. ـ قَالَ ـ قَالاَ لِي ارْقَ فِيهَا. قَالَ فَارْتَقَيْنَا فِيهَا فَانْتَهَيْنَا إِلَى مَدِينَةٍ مَبْنِيَّةٍ بِلَبِنِ ذَهَبٍ وَلَبِنِ فِضَّةٍ، فَأَتَيْنَا باب الْمَدِينَةِ فَاسْتَفْتَحْنَا فَفُتِحَ لَنَا، فَدَخَلْنَاهَا فَتَلَقَّانَا فِيهَا رِجَالٌ شَطْرٌ مِنْ خَلْقِهِمْ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ، وَشَطْرٌ كَأَقْبَحِ مَا أَنْتَ رَاءٍ ـ قَالَ ـ قَالاَ لَهُمُ اذْهَبُوا فَقَعُوا فِي ذَلِكَ النَّهَرِ. قَالَ وَإِذَا نَهَرٌ مُعْتَرِضٌ يَجْرِي كَأَنَّ مَاءَهُ الْمَحْضُ فِي الْبَيَاضِ، فَذَهَبُوا فَوَقَعُوا فِيهِ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَيْنَا قَدْ ذَهَبَ ذَلِكَ السُّوءُ عَنْهُمْ، فَصَارُوا فِي أَحْسَنِ صُورَةٍ ـ قَالَ ـ قَالاَ لِي هَذِهِ جَنَّةُ عَدْنٍ، وَهَذَاكَ مَنْزِلُكَ. قَالَ فَسَمَا بَصَرِي صُعُدًا، فَإِذَا قَصْرٌ مِثْلُ الرَّبَابَةِ الْبَيْضَاءِ ـ قَالَ ـ قَالاَ هَذَاكَ مَنْزِلُكَ. قَالَ قُلْتُ لَهُمَا بَارَكَ اللَّهُ فِيكُمَا، ذَرَانِي فَأَدْخُلَهُ. قَالاَ أَمَّا الآنَ فَلاَ وَأَنْتَ دَاخِلُهُ. قَالَ قُلْتُ لَهُمَا فَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ مُنْذُ اللَّيْلَةِ عَجَبًا، فَمَا هَذَا الَّذِي رَأَيْتُ قَالَ قَالاَ لِي أَمَا إِنَّا سَنُخْبِرُكَ، أَمَّا الرَّجُلُ الأَوَّلُ الَّذِي أَتَيْتَ عَلَيْهِ يُثْلَغُ رَأْسُهُ بِالْحَجَرِ، فَإِنَّهُ الرَّجُلُ يَأْخُذُ الْقُرْآنَ فَيَرْفُضُهُ وَيَنَامُ عَنِ الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ، وَأَمَّا الرَّجُلُ الَّذِي أَتَيْتَ عَلَيْهِ يُشَرْشَرُ شِدْقُهُ إِلَى قَفَاهُ، وَمَنْخِرُهُ إِلَى قَفَاهُ، وَعَيْنُهُ إِلَى قَفَاهُ، فَإِنَّهُ الرَّجُلُ يَغْدُو مِنْ بَيْتِهِ فَيَكْذِبُ الْكَذْبَةَ تَبْلُغُ الآفَاقَ، وَأَمَّا الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ الْعُرَاةُ الَّذِينَ فِي مِثْلِ بِنَاءِ التَّنُّورِ فَإِنَّهُمُ الزُّنَاةُ وَالزَّوَانِي. وَأَمَّا الرَّجُلُ الَّذِي أَتَيْتَ عَلَيْهِ يَسْبَحُ فِي النَّهَرِ وَيُلْقَمُ الْحَجَرَ، فَإِنَّهُ آكِلُ الرِّبَا، وَأَمَّا الرَّجُلُ الْكَرِيهُ الْمَرْآةِ الَّذِي عِنْدَ النَّارِ يَحُشُّهَا وَيَسْعَى حَوْلَهَا، فَإِنَّهُ مَالِكٌ خَازِنُ جَهَنَّمَ، وَأَمَّا الرَّجُلُ الطَّوِيلُ الَّذِي فِي الرَّوْضَةِ فَإِنَّهُ إِبْرَاهِيمُ صلى الله عليه وسلم وَأَمَّا الْوِلْدَانُ الَّذِينَ حَوْلَهُ فَكُلُّ مَوْلُودٍ مَاتَ عَلَى الْفِطْرَةِ ". قَالَ فَقَالَ بَعْضُ الْمُسْلِمِينَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَأَوْلاَدُ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَأَوْلاَدُ الْمُشْرِكِينَ. وَأَمَّا الْقَوْمُ الَّذِينَ كَانُوا شَطْرٌ مِنْهُمْ حَسَنًا وَشَطَرٌ مِنْهُمْ قَبِيحًا، فَإِنَّهُمْ قَوْمٌ خَلَطُوا عَمَلاً صَالِحًا وَآخَرَ سَيِّئًا، تَجَاوَزَ اللَّهُ عَنْهُمْ ".
Semura b. Cündeb şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Herhangi biriniz rüya gördü mü?" diye sık sık sorduğu olurdu. Bunun üzerine Allah'ın anlatmasını dilediği biri olursa çıkar rüyasını anlatırdı. Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sabah vakti bize kendi gördüğü rüyasını şöyle anlattı: "Bu gece bana iki kişi geldi. Beni (rüyada) uyandırdılar ve 'Bizimle yürü!' dediler. Ben de onlarla birlikte yürüdüm. Nihayet yatmakta olan bir adamın yanına vardık. Bunun başucunda da elinde taş bulunan başka bir adam durmuş, o yatan adamın başını taşla vurup kınyordu. Taşı başına her vurduğunda taş o tarafa yuvarlanıp gidiyordu. Atan adam da arkasından koşuyor ve onu tekrar alıp getiriyordu. O dönüp gelmeden berikinin başı iyi oluyor ve eski haline dönüyordu. Sonra taşı getiren adam yatan adamın üzerine dönüyor ve ona birinci defa yaptığının aynısını yapıyordu. " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Ben bu iki kişiye 'Subhanallah! Bu iki kişi nedir?' diye sordum. Bana 'Yürü, yürü!' dediler. Bizler yürüdük ve sonunda arka üstü yatmakta olan bir adamın yanına geldik. Onun başucunda da elinde demirden çatal bir kanca bulunan başka bir adam ayakta duruyordu. Ayakta duran adam yatan adamın. yüzünün bir tarafı üzerine eğiliyor ve ağzının yan tarafını ta başının arkasına kadar yırtıp parçalıyordu. Yine onun boğazını da başının arkasına kadar kesip parçalıyor, gözünü de başının arkasına kadar yırtıp parçalıyordu." Ravi dedi ki: Ebu Reca "A=kesiyor" yerine "=yarıyor" ifadesini kullanmış da olabilir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Sonra bu adam onun ağzının diğer tarafına geçiyor ve orasını da ilk yaptığı gibi yarıp parçalıyordu. Bu kısmı parçalamayı bitirinceye kadar ağzın diğer yanı eskiden olduğu gibi iyileşiyordu. Sonra adam tekrar oraya dönüyor, orasını birinci defada yaptığı gibi kesip yarıyordu." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Ben yine yanımdaki iki kişiye 'Subhanallah! Bu iki adamın hali nedir?' diye sordum. " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "O iki kişi bana 'Yürü, yürü!' dediler. Biz yine yürüdük ve tennur (tandır) gibi bir şeyin yanına geldik." Ravi dedi ki: Zannederim ki o şöyle diyordu: "Bir de baktık ki onun içinde karışık bağırmalar ve birçok sesler vardı." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Biz onun ağzına doğru baktık ki içeride birçok çıplak erkekler ve çıplak kadınlar vardı. Onların aşağısından kendilerine bir ateş alevi geliyordu. Onlara bu alev geldikçe bağırıp çağırıyorlardı. " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Yanımdaki iki kişiye 'Bu çıplak erkekler ve kadınlar nedir?' diye sordum. O ikisi bana 'Yürü, yürü!' dediler. Biz yine yürüdük ve bir nehir üzerine geldik." Ravi dedi ki: Zannediyorum ki o şöyle diyordu: "Nehir kan gibi kırmızı idi. Bir de baktık ki bu nehirin içinde yüzmekte olan bir adam vardı. Nehrin kenarında da yanıbaşında birçok taş toplamış bir adam vardı. Nehirdeki bu adam yüzdüğü kadar yüzüyor, sonra yanında taşlar toplayan adamın yanına geliyor ve ona doğru ağzını açıyor. Kenardaki adam da ona bir taş atıp yutturuyor. Bunun üzerine nehirdeki adam yüzerek geriye doğru gidiyor. Sonra tekrar kenardakine doğru dönüp geliyor. Kenardakinin yanına her dönüşünde onun ağzının içine bir taş daha atıyor ve ona taşı yutturuyor." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Yanımdaki iki kişiye 'Bu iki adamın hali nedir?' diye sordum. Bana 'Yürü, yürü!' dediler." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Biz yine yürüdük ve sonunda gördüğüm en çirkin görünüşte olan çirkin manzaralı bir adamın yanına geldik. Bir de baktı k ki onun yanında yatmakta olduğu ve etrafında koşmakta bulunduğu bir ateş vardır. Ben yine o iki kişiye 'Bu adamın hali nedir?' diye sordum. Onlar da bana 'Yürü, yürü!' diye emrettiler. Biz yine yürüdük. Sonunda uzun ağaçlar ve bol bitkilerle sarılmış bir bahçeye geldik. Bahçede baharın her bir çiçeğinden vardı. Bahçenin ortasında çok uzun boylu bir adam vardı ki ben onun semaya doğru uzanan başını hemen hemen göremiyordum. Adamın etrafında da asla görmediğim kadar pek çok çocuklar vardı. Ben yanımdaki iki kişiye 'Bu uzun adam ve bu çocuklar nedir?' diye sordum. O iki kişi bana 'Yürü, yürü!' dediler. Biz yine yürüdük ve sonunda büyük bir bahçeye vardık. Ben asla ondan daha büyük ve daha güzel bir bahçe görmüş değilim. Yanımdaki iki kişi bana 'Bu ağaçların içinde yükseğe çık!' dediler. Biz o ağaçların içlerinde yükseklere doğru çıktık. Nihayet altın ve gümüşten tuğlalarla bina edilmiş olan bir beldeye ulaştık. Şehrin kapısına geldik ve açılmasını istedik. Kapı bizim için açıldı. Kapıdan şehre girdik. Bizleri onun içinde birtakım adamlar karşıladılar ki, bunların vücutlarının yarısı gördüğüm en güzel insan şeklinde, diğer yarısı da gördüğüm en çirkin insan şeklinde idi. Yanımdaki iki kişi o insanlara 'Gidiniz de şu nehir içine giriniz' dediler. Orada enine akmakta olan bir nehir vardı ki sanki suyu süt kadar beyazdı. O insanlar gittiler ve o nehrin içine girdiler. Sonra kendilerinden o çirkin sıfatlar gitmiş olarak en güzel surette bizim yanımıza döndüler. Yanımda bulunan iki kişi bana 'Bu şehir Adn cennetidir, işte burası senin menzilindir!' dediler. Gözlerim yükselip, yukarıya doğru baktı, bir de ne göreyim! Gökyüzündeki çok uzak bulut gibi bembeyaz bir köşk gördüm. Yanımdaki iki kişi bana 'İşte orası senin menzilindir!' dediler. Ben de onlara '11 Ila h sizlere bereketler ihsan eylesin! Müsaade edin de oraya gireyim' dedim. Onlar 'Şimdi oraya giremezsin. Sen ileride oraya gireceksin!' dediler. Ben yanımda bulunan o iki kişiye 'Ben bu gece boyunca çok hayret verici şeyler gördüm. Benim gördüğüm bu şeyler nedir?' dedim. O iki kişi bana şöyle anlattı: Sana bunun haberini vereceğiz. Şu yanına geldiğin ve taş ile başı ezilen birinci adam Kur'an'ı alıyor, onu reddediyor ve farz namazı terk ederek uyuyordu. Şu üzerine gelip, başının arkasına kadar ağzının bir tarafı, boğazı da başının arkasına kadar, gözü de başının arkasına kadar yırtılıp parçalandığını gördüğün adam da erkenden evinden gider ve öyle bir yalan söylerdi ki onun bu yalanı her tarafa yayılırdı. Şu fırın gibi binanın içinde görmüş olduğun o çıplak erkek ve kadınlar da zina eden erkekler ve kadınlardır. O nehirde yüzmekte olup üzerine geldiğin ve kendisine taş yutturulan adam ise faiz yiyen kimsedir. Bir ateş yanında onu yakıp, etrafında koşmakta olan o çirkin manzaralı adam da cehennemin bekçisi olan Malik'tir. O büyük bahçenin içinde gördüğün uzun boylu adam İbrahim Nebidir. Onun etrafındaki çocuklar ise fıtrat üzere ölen her bir çocuğudur." Semura dedi ki: Bazı Müslümanlar "Ya Resulallah! Müşriklerin çocukları da mı?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müşriklerin çocukları da" buyurdu ve devamla: "Kendilerinin bir kısım güzel, diğer kısımları da çirkin olan o topluluk bir kısım güzel amellerini diğer çirkin amelleriyle karıştırmış olan kimselerdir ki Allah onların suçlarını bağışlamıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rüya tabirini sabah namazının ardından yapmak." Bu başlıkta Abdurrezzak'ın Ma'mer vasıtasıyla Said b. Abdurrahman'ın bazı alimlerden naklettiği şu görüşün zayıf olduğuna işaret edilmektedir: "Rüyanı kadına anlatma, onu güneş doğuncaya kadar kimseye söyleme."(Abdurreızak, Musannef, XI, 215) Bu başlıkta ayrıca tabirdıerin müstehab olan rüya tabirinin güneş doğduktan itibaren dörde kadar ve ikindiden akşam namazının öncesine kadar yapılmasıdır şeklindeki görüşlerine red vardır. Çünkü hadis, rüya tabirinin güneş doğmadan önce yapılmasının müstehab olduğunu göstermektedir. Bu, tabircilerin rüyanın namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde tabir edilmesinin mekruh olduğu şeklindeki görüşleriyle çelişmez. Mühelleb şöyle demiştir: Sabah namazı vakti rüya tabiri diğer vakitlerden daha evladır. Çünkü rüya gören kişi onu kısa bir süre önce gördüğü ve henüz unutmadığı için aklında tutar. Ayrıca tabirdnin zihni dağılmamış, geçimiyle ilgili şeyler konusunda düşüncesi fazla meşgulolmadığından rüyayı gören rüya sebebiyle kendisine arz olan şeyi bilir ve hayırla sevinir, kötülükten kaçınır ve buna hazırlanır. Belki de rüyasında bir masiyete karşı uyarı vardır ve bu sayede o masiyetten kaçınır. Gördüğü rüya bir iş konusunda uyarı niteliğinde olup, onu gören o hususta tetikte olur. Rüya tabirdsi son olarak şöyle der: Bunlar rüyanın günün ilk saatlerinde tabir edilmesinin birkaç faydasından ibarettir. .......... yani onlar beni uyandırdılar. .......... başını yardı. ........, onu yukarıdan aşağıya attı. "C..l>.l.i Tedehdehe" yukarıdan aşağıya düştü anlamına gelir. ........ yanağını yarıyordu......... eş-Şıdku" ağzın yan tarafı demektir. "Ke ekrehi ma ente ra in raculen mir'aten" yani çirkin manzaralı. "Ve yes'a havleha." Cerır'in rivayetine göre "ve yukiduha" bu kelime "yahuşşuha"nın tefsiri mahiyetindedir. "Ke enne maehu'l-mahd" bu ister tatlı, ister acı olsun içine hiç su katılmamış süt demektir. "Mislu'r-rebabeti" beyaz bulut parçası gibi demektir. "Fe yerfuduhu=onu reddeder." İbn HUbeyre şöyle demiştir: Kur'an'ı ezberledikten sonra reddetmek büyük bir dnayettir. Çünkü bu Kur'an'da onu reddetmeyi gerekli kılan bir şey gördüğü izlenimini uyandırır. Bir kimse dünyadaki en şerefli şeyolan Kur' an' i reddettiğinde organlarının en şereflisi olan başı ezilerek ceza görür. "Fehum ez-zünatu=Onlar zina edenlerdir." Zina edenlerle çıplaklık ilişkisi, onların rezil ve rüsvay olmayı hak etmelerinden dolayıdır. Çünkü onların adeti bir yere geçip gizlenmek olduğundan bu gizlilikleri açığa çıkarılmak suretiyle cezalandırıldılar. Onlara azabın alt taraflarından verilmesindeki hikmet, işledikleri fiilin üreme organları vasıtasıyla olmasından dolayıdır. "Fe innehu akilu'r-rib"=o faiz yiyendir." İbn Hubeyre şöyle demiştir: Faiz yiyen kimsenin kızıl bir nehirde yüzmesi ve kendisine taş yutturulması, faizi n altın üzerinden yapılmasındandır. Altın da . kırmızı renktedir. Meleğin faiz yiyene taş yutturması, taşın o kimseye hiçbir fayda vermeyeceğine işarettir. Faiz de böyledir. Çünkü faiz yiyen, malının artacağını hayal etmektedir. Halbuki Allah onun arkasından malını telef etmektedir. "Ve eviadu'l-müşrikın =müşriklerin çocukları." Cenaiz bölümünün son kısımlarında müşriklerin çocukları ile ilgili geniş bir açıklama geçmişti. Bu hadisin zahirinden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müşriklerin çocuklarını ahiret hükmü açısından Müslümanların çocuklarına kattığını göstermektedir. Bu "Onlar babalarına tabidirler" ifadesiyle çelişmez. Çünkü bu dünya hükmü açısından böyledir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İsra (gece yürüyüşü) birçok yerde uykuda ve uyanıkken defalarca gerçekleşmiştir. 2- Bazı asiler berzah aleminde azap göreceklerdir. 3- Hadiste bir çeşit bilgi özetleme vardır. Bu metoda göre meseleler önce toptan ele alınır, sonra zihinde topluca yer etmesi için açıklamaya geçilir. 4- Uyuyarak farz namazıarı geçirmemelidir. 5- Kur'an'ı ezberleyen kimse onu reddetmemelidir. Zina etmemeli, faiz yememeli ve kasten yalan söylememelidir. 6- Cennette köşkü olan kimse -Nebi ve şehit bile olsa- dünyada iken onun içinde oturmaz. Aksine öldüğünde ikamet eder. 7 - İlim öğrenmelidir ve kişi ilim alacağı kimsenin ardından gitmelidir. 8- Şehitlerin fazileti vardır ve onların cennetteki yerleri mertebelerin en yükseğidir. 9- İyilikleri ve kötülükleri birbirine eşit olan kimseyi Yüce Allah bağışlar. Ya Rabbi, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Rahmetinle bizim günahlarımızı da bağışla. 10- Rüyaya önem vermeli, tabirini sormalıdır. Rüyanın sabah namazından sonra tabir edilmesi faziletli ve müstehaptır. Çünkü o vakitte insanın aklı henüz çeşitli meselelere dalmamıştır. 11- İmam namazdan sonra kılınacak bir sünnet yoksa ve cemaate vaaz etmek veya fetva vermek ya da aralarında hüküm vermek istiyorsa yüzünücemaate döner. 12- İmamın cemaate dönmek için yüzünü kıbleden çevirmesi mekruh değildir. Aksine minberde bulunan hatip örneğinde olduğu gibi bu, meşrudur.
Narrated Samura bin Jundub:Allah's Messenger (ﷺ) very often used to ask his companions, "Did anyone of you see a dream?" So dreams would be narrated to him by those whom Allah wished to tell. One morning the Prophet (ﷺ) said, "Last night two persons came to me (in a dream) and woke me up and said to me, 'Proceed!' I set out with them and we came across a man lying down, and behold, another man was standing over his head, holding a big rock. Behold, he was throwing the rock at the man's head, injuring it. The rock rolled away and the thrower followed it and took it back. By the time he reached the man, his head returned to the normal state. The thrower then did the same as he had done before. I said to my two companions, 'Subhan Allah! Who are these two persons?' They said, 'Proceed!' So we proceeded and came to a man lying flat on his back and another man standing over his head with an iron hook, and behold, he would put the hook in one side of the man's mouth and tear off that side of his face to the back (of the neck) and similarly tear his nose from front to back and his eye from front to back. Then he turned to the other side of the man's face and did just as he had done with the other side. He hardly completed this side when the other side returned to its normal state. Then he returned to it to repeat what he had done before. I said to my two companions, 'Subhan Allah! Who are these two persons?' They said to me, 'Proceed!' So we proceeded and came across something like a Tannur (a kind of baking oven, a pit usually clay-lined for baking bread)." I think the Prophet (ﷺ) said, "In that oven there was much noise and voices." The Prophet (ﷺ) added, "We looked into it and found naked men and women, and behold, a flame of fire was reaching to them from underneath, and when it reached them, they cried loudly. I asked them, 'Who are these?' They said to me, 'Proceed!' And so we proceeded and came across a river." I think he said, ".... red like blood." The Prophet (ﷺ) added, "And behold, in the river there was a man swimming, and on the bank there was a man who had collected many stones. Behold, while the other man was swimming, he went near him. The former opened his mouth and the latter (on the bank) threw a stone into his mouth whereupon he went swimming again. He returned and every time the performance was repeated. I asked my two companions, 'Who are these (two) persons?' They replied, 'Proceed! Proceed!' And we proceeded till we came to a man with a repulsive appearance, the most repulsive appearance, you ever saw a man having! Beside him there was a fire and he was kindling it and running around it. I asked my companions, 'Who is this (man)?' They said to me, 'Proceed! Proceed!' So we proceeded till we reached a garden of deep green dense vegetation, having all sorts of spring colors. In the midst of the garden there was a very tall man and I could hardly see his head because of his great height, and around him there were children in such a large number as I have never seen. I said to my companions, 'Who is this?' They replied, 'Proceed! Proceed!' So we proceeded till we came to a majestic huge garden, greater and better than I have ever seen! My two companions said to me, 'Go up' and I went up. The Prophet (ﷺ) added, "So we ascended till we reached a city built of gold and silver bricks and we went to its gate and asked (the gatekeeper) to open the gate, and it was opened and we entered the city and found in it, men with one side of their bodies as handsome as the handsomest person you have ever seen, and the other side as ugly as the ugliest person you have ever seen. My two companions ordered those men to throw themselves into the river. Behold, there was a river flowing across (the city), and its water was like milk in whiteness. Those men went and threw themselves in it and then returned to us after the ugliness (of their bodies) had disappeared and they became in the best shape." The Prophet (ﷺ) further added, "My two companions (angels) said to me, 'This place is the Eden Paradise, and that is your place.' I raised up my sight, and behold, there I saw a palace like a white cloud! My two companions said to me, 'That (palace) is your place.' I said to them, 'May Allah bless you both! Let me enter it.' They replied, 'As for now, you will not enter it, but you shall enter it (one day). I said to them, 'I have seen many wonders tonight. What does all that mean which I have seen?' They replied, 'We will inform you: As for the first man you came upon whose head was being injured with the rock, he is the symbol of the one who studies the Qur'an and then neither recites it nor acts on its orders, and sleeps, neglecting the enjoined prayers. As for the man you came upon whose sides of mouth, nostrils and eyes were torn off from front to back, he is the symbol of the man who goes out of his house in the morning and tells so many lies that it spreads all over the world. And those naked men and women whom you saw in a construction resembling an oven, they are the adulterers and the adulteresses. And the man whom you saw swimming in the river and given a stone to swallow, is the eater of usury (Riba). And the bad looking man whom you saw near the fire kindling it and going round it, is Malik, the gatekeeper of Hell. And the tall man whom you saw in the garden, is Abraham and the children around him are those children who die with Al-Fitra (the Islamic Faith). The narrator added: Some Muslims asked the Prophet, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What about the children of pagans?" The Prophet (ﷺ) replied, "And also the children of pagans." The Prophet (ﷺ) added, "My two companions added, 'The men you saw half handsome and half ugly were those persons who had mixed an act that was good with another that was bad, but Allah forgave them