Sahih-i Buhari Kur'an ve Sünnete Sarılmak # 7305
Arapça Metin

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ النَّصْرِيُّ، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ ذَلِكَ فَدَخَلْتُ عَلَى مَالِكٍ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ انْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ يَسْتَأْذِنُونَ‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَدَخَلُوا فَسَلَّمُوا وَجَلَسُوا‏.‏ فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمَا‏.‏ قَالَ الْعَبَّاسُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ الظَّالِمِ‏.‏ اسْتَبَّا‏.‏ فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ‏.‏ فَقَالَ اتَّئِدُوا أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ‏.‏ قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ذَلِكَ‏.‏ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي مُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ، فَإِنَّ اللَّهَ يَقُولُ ‏{‏مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ‏}‏ الآيَةَ، فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ، وَقَدْ أَعْطَاكُمُوهَا وَبَثَّهَا فِيكُمْ، حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ فَقَالُوا نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا اللَّهَ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ فَعَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَنْتُمَا حِينَئِذٍ ـ وَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ ـ تَزْعُمَانِ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ فِيهَا كَذَا، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّهُ فِيهَا صَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ‏.‏ فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا عَلَى كَلِمَةٍ وَاحِدَةٍ وَأَمْرُكُمَا جَمِيعٌ، جِئْتَنِي تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَأَتَانِي هَذَا يَسْأَلُنِي نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا، عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ تَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ وَبِمَا عَمِلْتُ فِيهَا مُنْذُ وَلِيتُهَا، وَإِلاَّ فَلاَ تُكَلِّمَانِي فِيهَا‏.‏ فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا بِذَلِكَ‏.‏ فَدَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ قَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ‏.‏ فَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ‏.‏ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ أَفَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَالَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا إِلَىَّ، فَأَنَا أَكْفِيكُمَاهَا‏.‏

Türkçe Tercüme

İbn Şihab'ın nakline göre Malik b. Evs en-Nasri-Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im bana onun hakkında bir şeylerden söz etti- şöyle demiştir: "İmam Malik'in huzuruna girdim ve ona bu konuyu sordum. Bana dedi ki: Ben yola çıktım ve Ömer'in huzuruna girdim. Yanına yırtığını yamamak üzere muhafızı içeri girdi ve ona dedi ki: "Osman, Abdurrahman, ZUbeyr, Sa'd huzurunuza girmek için izin istiyorlar." Ömer "tamam" dedi ve ismi geçen kişiler içeri girdiler. Ömer'e selam verip, oturdular. Muhafız, "Ali ve Abbas'ın içeri girmesine izin verir misin?" dedi. Ömer onlara da izin verdi. Abbas "Ey mu'minlerin emiri! Benimle zalim arasında -iki kişiden her biri diğerinin kendisine haksızlık ettiğini iddia ediyordu- hükmünü verir misin dedi. Önceki gelenler yani Osman ve arkadaşları, "Ey mu'minlerin emiri! Onların arasında hükmünü ver ve birini diğeri karşısında rahata kavuştur" dedi. Ömer "Sakin olun, acele etmeyin" dedikten sonra gökyüzünün ve yerin, izniyle ayakta durduğu Allah adına soruyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Bizler miras bırakmaylZ, geriye bıraktığımız sadakadır -burada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendini kastetmektedir-" buyurduğunu biliyor musunuz? Heyet "Evet, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurmuştur" dedi. Ömer, Ali ve Abbas'a yönelerek "Allah aşkına soruyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle buyurduğunu biliyor musunuz?" dedi. Ömer ve Abbas "evet" diye cevapladılar. Ömer "Ben bu konu hakkında size açıklamada bulunacağım. Yüce Allah, Resulüne bu maldan bir payayırmıştır ki bunu ondan başka hiç kimseye vermemiştir. Yüce Allah 'Allah'ın, onlardan (mallarından) Nebiine verdiği ganimetler için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz' (Haşr 6) buyurmuştur. Bu ganimet sırf Hz. Nebie mahsustu. Öte yandan Allah'a yemin olsun ki o sizi bir yana bırakıp da buna kendi sahip olmadığı gibi, siz dışlayıp kendi nefsi için tercihte bulunmadı. Söz konusu ganimeti size verdi ve aranızda dağıttı. Sonunda o ganimetten işte bu mal geriye kaldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesine bu maldan bir yıllık masrafını ayırıyordu. Sonra geri kalanını alıp, Allah'ın malı gibi değerlendiriyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatı boyunca bu şekilde hareket etti. Şimdi size Allah adına soruyorum. Bunun böyle olduğunu biliyor musunuz?" Onlar "evet" diye cevap verdiler. Sonra Ali ve Abbas'a dönerek ''Allah adına size soruyorum. Bunun böyle olduğunu biliyor musunuz?" dedi. Onlar "evet, sonra Allah Nebiini vefat ettirdi" dediler. Bunun üzerine Ebu Bekir "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in izinden gidiyorum" dedi ve bu ganimeti alıp, ona Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı uygulamayı yaptı. O zaman siz ikiniz -Ömer, Ali ve Abbas'a döndü- "Ebu Bekir'in bu malda şu kadar hakkı vardır diyordunuz. Allah onun bu ganimet hakkında doğru, itaatkar, isabetli ve hakka uyan birisi olduğunu biliyordu. Sonra Allah Ebu Bekir'i vefat ettirdi ve ben 'Resullah'ın ve Ebu Bekir'in izinden gidiyorum' dedim ve o malı iki yıl kabzedip, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Ebu Bekir'in yaptığı gibi yaptım. Sonra ikiniz geldiniz. Sizin sözleriniz bir, işiniz bir aradadır. Sen bana gelmiş, kardeşinin oğlundan olan payını istiyorsun. Bu da bana gelmiş karısının babasından olan hissesini istiyor. Benim görüşüm şudur: Eğer dilerseniz sözkonusu malı ikinize vereyim ancak AIlah'ın ahdi ve misakı üzerinizde olmak ve onu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Bekir ve hilafete geldiğim andan itibaren benim yaptığım şekilde harcamanız şartıyla' Aksi takdirde bu mal hakkında benimle konuşmayınız. Sizler ise şöyle dediniz: O malı bu şartla bize ver. Ben de bu şartla onu size verdim. Allah için soruyorum. Onu size bu şartla mı verdim? Topluluk "evet" dediler. Ömer, Ali ve Abbas'a dönerek "Allah aşkına soruyorum, malı size bu şartla mı verdim?" diye sordu. Onlar "evet" dediler. Ömer "Benden bunun dışında bir hüküm istiyor musunuz? Göğün ve yerin izniyle ayakta durduğu Allah'a yemin ederim ki bu mal hakkında kıyamete kadar bunun dışında başka bir hüküm vermeyeceğim. Şayet bu şartla malı kullanmaktan aciz olursanız onu bana verin ve ben sizin yerinize onu işleteyim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müslümanların verdikleri zimmet birbirine eşittir." Bununla ilgili açıklama cizye ve Muvadea Bölümünde geçmişti. "Fe men ahfera" yani kim hıyanet ederse demektir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir harekette bulundu ve bunda ruhsatı tercih etti. Ancak bazıları (Resulullah s.a.v.'in yaptığı gibi yapmayıp) bundan kaçındı." Burada kastedilen şudur: İster azimet, isterse ruhsat konusunda olsun hayır, daima Resulullah s.a.v.'e uymadadır. Resulullah s.a.v.'e uymak maksadıyla haberin varid olduğu yerlerde ruhsata göre hareket etmek, azimete göre hareket etmekten daha iyidir. Hatta belki de azimeti kullahmak bu durumda tercih edilmeyen bir şık bile olabilir. Tıpkı yolculuk halinde namazı tam kılmakta olduğu gibi. Dahası mest üzerine mesh vermeyi terketmek örneğinde olduğu gibi sünnetten yüz çevirme sözkonusu olduğunda böyle bir hareket kınanmış bile olur. İbn Battal, hadiste sözü geçen kaçınanların yapmadıkları hareketin oruçlu iken eşini öpmek olduğuna işaret etmiştir. Bir başkası ise herhalde bu yolculuk halinde oruç tutmamaktır demiştir. İbnü't-Ti'n'in nakline göre Davudi' şöyle demiştir: Resulullah s.a.v.'in ruhsata göre hareket ettiği şeylerden kaçınmak, günahların en büyüklerindendir. Çünkü böyle bir kimse kendi şahsın! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e göre Allah'tan daha çok korkuyor görmektedir. Bu dini ve Nebii inkar etmektir (ilhad). Biz de şunu ekleyelim: Buna inanan kimsenin dini ve Nebii inkar ettiğinde hiç şüphe yoktur. Fakat hadiste işaret edilen kimselerin uzaklaşmaya çalıştıkları şahsiyet geçmiş ve gelecek günahları bağışlanan Nebidir. Yani o bir konuda ruhsata göre hareket ettiğinde günahları bağışlanmamış bir başkası gibi değildir. Dolayısıyla günahları bağışlanmamış olan kimse kurtuluşa ermek için azimeti ve sıkı olan uygulamayı almaya muhtaçtır. Netice olarak Resulullah s.a.v. onlara şunu bildirdi: Yüce Allah her ne kadar geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamış olsa bile o yine de Allah'tan en çok korkan ve sakınan birisidir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, azimet ve ruhsata göre hareket etse bile yine de takva ve huşunun zirvesindedir. Yüce Allah'ın ona bağışlanma ihsan etmesi, kendisini şükreden bir kulolmak için amelinde ciddiyeti bırakmaya sevk etmemiştir. O her ne kadar amelinde ruhsatı tercih etse bile bu faal ve aktif olarak am el edebilmesi için azimete yar iımcı olmaya yöneliktir. "Sanki sırdaşı gibi sessizce konuşurdu." Burada geçen "es-sirar" gizli söz demektir. Sır verme anlamına gelen "el-müsarera" bu kökten gelmedir. Beşinci hadisin yani Aişe r.anha'nın naklettiği Ebu Bekir' e insanlara namaz kıldırması emri ve Aişe r.anha ile Hafsa'nın Resulullah s.a.v.'e başvurmalarını konu alan hadisin geniş bir açıklaması Namaz Bölümünde İmamet başlığı altında geçmişti. Hadise burada yer verilmesinden maksat, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine aykırı davranmanın kınanmış olduğunu açıklamaktır. Altıncı hadisin yani Sehl b. Sa'd'ın Lianla ilgili naklettiği hadisin geniş bir açıklaması, Lian Bölümünde geçmişti. Hadise burada yer verilmesinin amacı "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sorulardan hoşlanmadı ve soruyu ayıpladı" ifadesidir. Malik b. Evs'in, Abbas ve Ali'nin, Ömer'in huzurunda Resulullah s.a.v.'in sadakası konusundaki çekişmeleri ile ilgili naklettiği yedinci hadisin geniş bir açıklaması Humus Bölümünde geçmişti. Hadise burada yer verilmesinin gayesi çekişmenin çirkinliğini açıklamaktır. İbn Battal şöyle demiştir: Bu bölümde zikredilen hadisler aşırı gitme, zorlama ve çekişmenin çirkinliği şeklindeki İmam Buharl'nin attığı başlığa uygun hadislerdir. Bu hadislere yer verilmesi yasaklığın ardından visal orucu tutmaya devam eden kimsenin kınanan bir kişi olduğuna işaret etmek içindir. Ayrıca Hz. Ali'nin kendisi hakkında aşırıyı kaçıp, Resulullah s.a.v.'in dini konularda başkalarına vermediği birtakım bilgileri sırf kendisine verdiğini iddia eden kimseyi kınadığına işaret edilmiştir. Bunun yanında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhsata göre hareket ettiği Temim oğulları olayında tartışmaya yol açan çekişme ve Ebu Bekir'le Ömer'in birbirlerine muhalefet kast ı güttüğü yolundaki iddialarının kınanması yer almıştır. Bu haberde insanı tefrikaya veya düşmanlığa sevkeden her türlü durumun kınanacak bir durum olduğuna işaret vardır. Aişe r.anha hadisinde Ebu Bekir'in Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in makamına durmasından dolayı korkmuş olduğu şeyler konusunda zorlamanın kınanmasına işaret edilmektedir. İbnü't-Tin şöyle der: Bu rivayette geçen "istebba" fiilinin anlamı, taraflardan her biri diğerinin kendisine haksızlık ettiği iddiasında bulundu demektir. Bu rivayette davacı olan taraf, "Benimle bu zalim arasında hüküm ver" diyerek bunu açıkça ifade etmiştir. İbnü't-TIn şöyle devam eder: Onun insanlara zulmettiği varid değildir. Onun kastettiği bu olayla ilgili olarak yaptığı tevildir. Yoksa o Ali'nin bunun dışında Abbas'a kötü söylediğini kastetmemektedir. Zira o babasının ikiz kardeşi idi. Ayrıca Abbas da bunun dışında Ali'ye kötü söylememişti. Zira o Ali'nin faziletini ve kendisinden daha önde olduğunu biliyordu.

English Translation

Narrated Malik bin Aus An-Nasri:I proceeded till I entered upon `Umar (and while I was sitting there), his gate-keeper Yarfa came to him and said, " `Uthman, `Abdur-Rahman, Az-Zubair and Sa`d ask your permission to come in." `Umar allowed them. So they entered, greeted, and sat down. (After a while the gatekeeper came) and said, "Shall I admit `Ali and `Abbas?'' `Umar allowed them to enter. Al-`Abbas said "O Chief of the believers! Judge between me and the oppressor (`Ali)." Then there was a dispute (regarding the property of Bani Nadir) between them (`Abbas and `Ali). `Uthman and his companions said, "O Chief of the Believers! Judge between them and relieve one from the other." `Umar said, "Be patient! beseech you by Allah, with Whose permission the Heaven and the Earth Exist! Do you know that Allah's Messenger (ﷺ) said, 'Our property is not to be inherited, and whatever we leave is to be given in charity,' and by this Allah's Messenger (ﷺ) meant himself?" On that the group said, "He verily said so." `Umar then faced `Ali and `Abbas and said, "I beseech you both by Allah, do you both know that Allah's Messenger (ﷺ) said so?" They both replied, "Yes". `Umar then said, "Now I am talking to you about this matter (in detail) . Allah favored Allah's Messenger (ﷺ) with some of this wealth which He did not give to anybody else, as Allah said: 'What Allah bestowed as Fai (Booty on His Apostle for which you made no expedition... ' (59.6) So that property was totally meant for Allah's Messenger (ﷺ), yet he did not collect it and ignore you, nor did he withhold it with your exclusion, but he gave it to you and distributed it among you till this much of it was left behind, and the Prophet, used to spend of this as the yearly expenditures of his family and then take what remained of it and spent it as he did with (other) Allah's wealth. The Prophet (ﷺ) did so during all his lifetime, and I beseech you by Allah, do you know that?" They replied, "Yes." `Umar then addressed `Ali and `Abbas, saying, "I beseech you both by Allah, do you know that?" Both of them replied, "Yes." `Umar added, "Then Allah took His Apostle unto Him. Abu Bakr then said 'I am the successor of Allah's Messenger (ﷺ)' and took over all the Prophet's property and disposed of it in the same way as Allah's Messenger (ﷺ) used to do, and you were present then." Then he turned to `Ali and `Abbas and said, "You both claim that Abu Bakr did so-and-so in managing the property, but Allah knows that Abu Bakr was honest, righteous, intelligent, and a follower of what is right in managing it. Then Allah took Abu Bakr unto Him, 'I said: I am the successor of Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr.' So I took over the property for two years and managed it in the same way as Allah's Messenger (ﷺ), and Abu Bakr used to do. Then you both (`Ali and `Abbas) came to me and asked for the same thing! (O `Abbas! You came to me to ask me for your share from nephew's property; and this (`Ali) came to me asking for his wives share from her father's property, and I said to you both, 'If you wish, I will place it in your custody on condition that you both will manage it in the same way as Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr did and as I have been doing since I took charge of managing it; otherwise, do not speak to me anymore about it.' Then you both said, 'Give it to us on that (condition).' So I gave it to you on that condition. Now I beseech you by Allah, did I not give it to them on that condition?" The group (whom he had been addressing) replied, "Yes." `Umar then addressed `Abbas and `Ali saying, "I beseech you both by Allah, didn't I give you all that property on that condition?" They said, "Yes." `Umar then said, "Are you now seeking a verdict from me other than that? By Him with Whose Permission the Heaven and the Earth exists I will not give any verdict other than that till the Hour is established; and if you both are unable to manage this property, then you can hand it back to me, and I will be sufficient for it on your behalf." (See, Hadith No. 326, Vol)

Hadis No: 7305 Kaynak: Sahih-i Buhari Derece: Sahih Kitap: Tevhid