Sahih-i Buhari Vahiy # 3
Arapça Metin

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فِي النَّوْمِ، فَكَانَ لاَ يَرَى رُؤْيَا إِلاَّ جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ، ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلاَءُ، وَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ فَيَتَحَنَّثُ فِيهِ ـ وَهُوَ التَّعَبُّدُ ـ اللَّيَالِيَ ذَوَاتِ الْعَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَنْزِعَ إِلَى أَهْلِهِ، وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ، فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا، حَتَّى جَاءَهُ الْحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ، فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا أَنَا بِقَارِئٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ فَقُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ‏}‏ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَدَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ رضى الله عنها فَقَالَ ‏"‏ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي ‏"‏‏.‏ فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ، فَقَالَ لِخَدِيجَةَ وَأَخْبَرَهَا الْخَبَرَ ‏"‏ لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ خَدِيجَةُ كَلاَّ وَاللَّهِ مَا يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا، إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ‏.‏ فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى ابْنَ عَمِّ خَدِيجَةَ ـ وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ يَكْتُبُ الْكِتَابَ الْعِبْرَانِيَّ، فَيَكْتُبُ مِنَ الإِنْجِيلِ بِالْعِبْرَانِيَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكْتُبَ، وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ ـ فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ يَا ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَبَرَ مَا رَأَى‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي نَزَّلَ اللَّهُ عَلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا، لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا إِذْ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَوَمُخْرِجِيَّ هُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ، لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمِثْلِ مَا جِئْتَ بِهِ إِلاَّ عُودِيَ، وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا‏.‏ ثُمَّ لَمْ يَنْشَبْ وَرَقَةُ أَنْ تُوُفِّيَ وَفَتَرَ الْوَحْىُ‏.‏

Türkçe Tercüme

Mu’minlerin annesi Aişe r.anha.’dan (dedilerki:) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in ilk vahiy başlangıcı uykuda rü`ya-yı saliha (yani sıdık –doğru- rüya) görmekle olmuştur. Hiçbir rü`ya görmezdi ki sabah aydınlığı gibi aynen çıkardı. Ondan sonra kalbine yalnızlık sevgisi yerleştirildi. Artık Hira (dağın)`daki mağara içinde yalnızlığa çekilir, oradan ailesinin yanına gelinceye kadar sayısı belirli gecelerde tahannüs -ki taabbüd demektir.- eder bir süre sonra) yine azık alıp mağaraya geri giderdi. Sonra yine Hatice'nin yanına dönüp, bir o kadar zaman için azık tedarik ederdi. Nihayet Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`e birgün Hira mağarasında bulunduğu sırada (emr-i) Hak (yani vahiy) geldi. Şöyle ki Ona Melek gelip: (İkra) yani "Oku" dedi. O da: "Ben okumak bilmem." cevabını verdi. Zat-ı Akdesi Risalet-Penahî buyurur ki o zaman Melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: (İkra) dedi. Ben de ona: "Okumak bilmem." dedim. Yine beni alıp ikinci def`a takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine: (İkra) dedi. Ben de: "Okumak bilmem." dedim. Nihayet beni yine alıp üçüncü def`a sıkıştırdı. Sonra beni bıraktı: 1- Yaratan Rabbinin adıyla oku! 2- O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı. 3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. 4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. 5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti. (Alak 1-5) dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem (kendisine vahyolunan) bu ayat-ı kerîmeyi bi`t-telakkî (korkudan) yüreği titreyerek döndü ve Hadîce binti Huveylid`in nezdine girerek: "Beni sarıp örtünüz, beni sarıp örtünüz." dedi. Korkusu zail oluncaya kadar vücud-i mübarekini sarıp örttüler. Ondan sonra (Hazret-i Resul sallallahu aleyhi ve sellem) vuku-ı hali Hadîce`ye naklederek: "Kendimden korktum." dedi. Hadîce r.a.: "Öyle deme, Allah`a kasem ederim ki Allahu (Zü`l-Celal) hiç bir vakit seni utandırmaz (mahzun etmez). Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakîre verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın, misafiri ağırlarsın, Hak yolunda zuhur eden havadis ve mühimmatda (halka) yardım edersin." Bundan sonra Hadîce r.a. Hz. Resul-i Ekrem`i salla`llahu aleyhi ve sellem birlikte alıp ammizadesi Veraka bin Nevfel bin Esed bin Abdü`l-Uzza`ya götürdü. Bu zat, zaman-ı Cahiliyyette dîn-i Nasraniyyete dahil olmuş bir kimse olup İbranîce yazı bilir ve İncil`den meşiyyet-i İlahiyye taalluk ettiği mikdarda öteberi yazardı. Veraka gözlerine ama tarî olmuş bir pîr-i fanî idi. Hadîce r.a. Veraka`ya: "Amcam-oğlu, dinle de bak, kardeşinin oğlu ne söylüyor." dedi. Veraka: "Ne var kardeşimin oğlu?" diye sorunca Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüğü şeyleri kendisine haber verdi. Bunun üzerine Veraka dedi ki: - "Bu gördüğün, Allahu Teala`nın Musa salla`llahu aleyhi ve sellem'e tenzîl ettiği Namus (-ı Ekber)dır. (Yani Sahib-i Sırr-ı Vahiydir.) Ah keşki senin da`vet günlerinde genç olaydım. Kavmin seni çıkaracakları zaman keşki ber-hayat olsam!". Bunun üzerine Resulu`llah salla`llahu aleyhi ve sellem: "Onlar beni çıkaracaklar mı ki?" diye sordu. O da: "Evet. (zîra) Senin gibi bir şey getirmiş (yani vahiy tebliğ etmiş) bir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramasın. Şayed senin da`vet günlerine yetişirsem sana son derecede yardım ederim." cevabını verdi. Ondan sonra çok geçmedi. Veraka vefat etti. (Ve o esnada) Fetret-i vahiy vuku` buldu. Yani bir müddet için Vahiy inkıtaa uğradı. Tekrar: 3392, 4953, 4955, 4956, 4957, 6982. TECRİD-İ SARİH التعبد – [-ki o teabbuddur-] lafzı, hadisin ravilerinden Zühri’nin idracı olan bir tefsirdir. Mahir: Zühri Tahannüs kelimesinin ibadet olduğunu izah etmiştir, ve diğer raviler bunu hadis’in orijinal metninden sanmışlardır. Aişe r.anha validemiz bu hadis-i şerif'de ilk vahyin gelişi kıssasını Nebi s.a.v.'den semaını (kendisinden işitip işitmediğini) bildirmeksizin rivayet ettiği için hadisin Sahabe Mürseli olması ihtimali varsada ..... yerine .... rivayetininde bulunması ve ondan sonra ..... buyurulması hadisin Merfu' olduğuna işarettir. Bakılsa aklen de öyle olmak iktiza eder. Çünkü ümmü'l-Mü'minin Hazretleri keyfiyet-i vahyi Seyyidü'l-alemin Efendimiz Hazretlerinden işitmese nereden bilecekti? Veraka'ya aid kıssa ''Vefat etti.'' sözüyle bitmiştir. Hayat ve ölümü ile vahyin kesintiye uğraması arasında münasebet ve alaka yoktur. Binaenalehy .... deki vav atıfa değil, istinafiyedir. ... Süre-i Celilesindeki ilk ayetlerin nüzulünden sonra vahyin bir müddet kesilmesinden ve Cibril A.S'ın bir daha görünmemesinden dolayı - diğer rivayet'dan ma'lum olduğu üzere- mehbat-ı Esrar-ı Hüda olan kalb-i pak ve tab-nak-i Nebeviye o derecede hüzün ve gam istila etti ki kendilerini yüksek dağ tepelerinden atıp ihlak-i nefse bile birkaç kere tesaddi buyurmuşlar ve her def'asında Zat-ı Şerif-i Mukaddeslerine karin olan Melek kendilerine görünüp nehyetmişlerdir. Bu Melek, rivayete nazaran İsrafil aleyhi's-selam'dır. Cibril A.S.'ın sık sık nüzulünden evvel mahız-ı teselliyet hatır-ı Nebevi için arasıra görünür ve bir iki kelimelik vahiy bile tebliğ ederdi. İnkıta-ı vahy müddeti hakkında ki rivayetler muhteliftir. Asgari onbeş gün, a'zami üç senedir. Cabir r.a.'in rivayet ettiği atideki hadisden fetreti müteakip ilk nazil olan Ayat-ı Kerime ...... Suresinin baş tarafları olduğu anlaşılıyor. FETHU’L-BARİ AÇIKLAMA: Nebi s.a.v.'e Yalnızlığın Sevdirilmesi Hadiste yer alan "yalnızlık ona sevdirildi" ifadesinde yalnızlığı sevdiren zat zikredilmemiştir. Çünkü Hz. Peygamber'in karşılaştığı şeylerin tümü Allah'tan olmakla birlikte yalnızlığı Hz. Peygamber'e sevdiren şeyin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Yahut da bu sevginin insanlardan kaynaklanmadığına İşaret etmek için bu ifade kullanılmıştır. Diğer bir ihtimal de bunun bir ilham vahyi ol­masıdır. Yalnızlığın ona sevdirilmesinin sırrı şudur: Yalnızlık kişinin kalbini başka şeylerden boşaltarak tamamen istediği şeye yönelmesini sağlar. Hira Mekke'de bulunan, herkesçe bilinen bir dağdır. Dağlardaki oyuklara mağara denir. Hadisin Arapça metninde yer alan "tahannüs" kelimesi, Hz. Peygamber'in Hanîfîlİğe, yani Hz. İbrahim'in dinine bağlı olduğu anlamına gelmektedir. Hadiste geçen "hak ona geldi" İfadesi, hak olan emir (yani vahiy) ona geldi demektir. "Ben okuma bilmem" yani ben güzel okuyamam demektir. Hz. Peygamber bunu üç defa tekrarladığında kendisine "Yaratan Rabbi'nin adıyla oku! denil­miştir. Yani onu sen kendi gücün ve bilginle değil, Rabbi'nin kuvveti ve yardımı ile okursun. Çünkü O seni yarattığı, senin küçüklüğünde (kalbini yararak} kan pıhtısını oradan çıkarıp şeytanın payını giderdiği gibi, bunları da sana O öğret­mektedir. Ümmetine de O öğretti, bu sayede daha önce ümmetin ümmî iken kalemle yazı yazar hale geldi. (Bunu Süheylî zikretmiştir.) Hadisteki "beni sıktı" ifadesi aslen nefesi hapsetmek anlamında kullanıl­maktadır. Aynı ifade "suda boğmak" anlamında da kullanılır. Ebu Davud et-Tayalisî Müsned'inde hasen bir senetle "boğazımı sıktı" diye rivayet etmiştir. Hz. Peygamber'in Korkması Hadiste yer alan "kendimden korktum" ifadesi "yüreği titreyerek" ifadesi ile birlikte, meleğin gelmesinden dolayı Hz. Peygamber'de oluşan etkilenmeyi göstermektedir. Bu yüzden o "beni örtünüz" demiştir. Hadiste zikredilen korkudan ne kasdedildiği hakkında alimler on iki farklı' görüş İleri sürmüşlerdir: 1. Bu, delilikten ve gördüğü şeyin kehanet cinsinden bir şey olmasından korkmaktır. Bu, bazı farklı rivayetlerde açık olarak zikredilmiştir. Ebu Bekr İbnü'l-Arabî bu ihtimali geçersiz saymıştır ki doğru olan da bunun geçersiz olmasıdır. İsmailî bu korkunun, Hz. Peygamber'in kendisine gelenin Allah katından bir melek olduğunu zaruri bir şekilde anlamasından önce söz konusu olduğunu belirtmiştir. 2. Hayalden korkmak. Bu görüş de batıldır. Çünkü hayal gelip geçicidir, bu korku ise kalıcıdır, dolayısıyla aralarında fark vardır. 3. Ürpertinin şiddetinden dolayı ölmekten korkmak. 4. Hastalıktan korkmak. İbn Ebî Cemre bu görüşü kabul etmiştir. 5. Hastalığın devam etmesinden korkmak. 6. Peygamberliğin yükünü taşıyamamaktan korkmak. 7. Ürperti sebebiyle meleğe bakamamaktan korkmak. 8. Kavminin eziyetlerine sabredememekten korkmak. 9. Kavminin kendisini öldürmelerinden korkmak. 10. Vatanından ayrılmaktan korkmak. 11. Kavminin kendisini yalanlamalarından korkmak. 12. Kavminin kendisini ayıplamalarından korkmak. Bu görüşlerin doğruya en yakın, şüpheden en uzak olanları üç, dört ve be­şinci görüşlerdir. Geri kalanlar itiraza açıktır. Hz. Peygamber'in Güzel Ahlakı - Hz. Hatice'nin Bu Konudaki Sözleri Hz. Hatice'nin "hayır" sözü olumsuzluk ve uzak görme anlamına gelir. Hz. Hatice yemin anlamına gelen bu ifadesine, Hz. Peygamber'de bulunan güzel ahlakın asıllarını bir bir saymak suretiyle tümevarım yoluyla delil getirmiştir. Bunlar güzel ahlakın temelidir. Çünkü iyilik ya akrabaya ya da yabancıya yapı­lır. Ya bedenle ya malla yapılır. Kendi işini görebilen ya da göremeyen kişiye karşı yapılır. Hz. Hatice'nin zikrettiği nitelikler içinde bunların tümü yer almakta­dır. Bu Hadisten Çıkarılan Sonuçlar Başına sıkıntılı bir iş gelen kişiye, bunun kolay ve basit bir iş olduğunu ifade eden sözler söylemek suretiyle onu yatıştırmak müstehaptır. Başına (sıkıntılı) bir İş gelen kişinin de nasihatine ve görüşlerinin doğrulu­ğuna güvendiği kişilere durumunu haber vermesi müstehaptır. Varaka b. Nevfel: Varaka ve Zeyd b. Amr b. Nevfel, putlara tapmayı kötü gördüklerinden Şam ve başka bölgelere giderek gerçek dini aradılar. Varaka hoşuna gittiği için o Hristiyan oldu. O, Hz. İsa'nın dini üzere yaşayan ruhbanlar görmüştü ve Hristiyanlık bir çok bölgede henüz bir değişikliğe/tahrifata uğramamıştı. Bu sebeple Hristiyanhğı değiştirenlerin bozmuş olduğu Hz. Peygamber'in geleceği müjdesini Varaka almıştı. Zeyd (b. Amr hakkındaki açıklama Menakıb bölümünde gelecek.) Bu hadiste, ihtiyaç sahibi olan kişiyi, kendisinden bir şey istenilene karşı onu ey İyi bilen ve kıymetini ifade eden kişinin takdim etmesine dair bir yol gösterme vardır. Hz. Hatice'nin Varaka'ya "Yeğenini dinle" sözü bunu göstermek­tedir. Hz. Hatice bununla Varaka'yı, Hz. Peygamber'in sözünü dinlemeye hazır hale getirmek istemiştir. Bu, öğretimde de son derece etkili bir yöntemdir. Namus Hadiste geçen Varaka'nm "Bu gördüğün, Allah'ın Hz. Musa'ya gönderdiği Namus'tur" sözüne gelince; namus, Buharî'nin Kitabu'I-enbiya bölümündeki hadislerde de kesin olarak belirttiği gibi sır sahibi anlamına gelmektedir. İbn Za­fer, namus'un hayırlı sır sahibi olduğunu, casus'un ise kötü sır sahibi olduğunu söylemiştir. Doğru olan, çoğunluğun kabul ettiği birinci görüştür. Burada "na­mus" sözü ile kasdedilen Cibril'dir {a.s.). Varaka, Hz; îsa'dan değil "Hz. Musa'ya" ifadesi ile Hz. Musa'dan bahsetmiştir. Çünkü Hz. İsa'nın aksine Hz. Musa'nın kitabı pekçok hüküm içermektedir. Hz. Peygamber'in kitabı da böyledir. Varaka "genç olsaydım" ifadesi ile Hz. Peygamber'in İslam'a daveti sırasında ona daha çok yardım edebilmek için genç olmayı istemiştir. Ondan "yaşlı ve bir kişi olup gözleri görmezdi" şeklinde bahsedilmesinin sırrı da böylelikle açığa çıkmış olmaktadır. Hz. Peygamber "Onlar beni buradan çıkaracaklar mı ki?" ifadesi ile kendi­sini Mekke'den çıkarmalarını uzak bir ihtimal olarak görmüştür. Çünkü O'nda Mekke'den çıkarılmasını gerektirecek bir durum yoktu. Zira o, Hz. Hatice'nin belirttiği gibi üstün ahlakî özelliklere sahipti. Peygamberlere Gösterilen Düşmanlığın Sebebi Varaka "Senin getirdiğin gibi bir şey getiren herkes düşmanlığa uğramıştır" sözü ile bu düşmanlığın gerekçesinin, Peygamberlerin toplumun alıştığı şeyİeri terk etmeyi gerektiren hükümler getirmeleri olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Varaka, geçmiş semavî kitaplardan Hz. Peygamber'in toplumunun onun davetine icabet etmeyeceğini öğrenmiştir. Bu ise aralarında bir çatışma ve inatlaşmayı gerekti­recek ve bundan da düşmanlık doğacaktır. Bu, bir soruya cevap veren kişinin, gerektiğinde cevabına delil getireceğini göstermektedir. SONRAKİ

English Translation

Narrated 'Aisha (the mother of the faithful believers):The commencement of the Divine Inspiration to Allah's Messenger (ﷺ) was in the form of good dreams which came true like bright daylight, and then the love of seclusion was bestowed upon him. He used to go in seclusion in the cave of Hira where he used to worship (Allah alone) continuously for many days before his desire to see his family. He used to take with him the journey food for the stay and then come back to (his wife) Khadija to take his food likewise again till suddenly the Truth descended upon him while he was in the cave of Hira. The angel came to him and asked him to read. The Prophet (ﷺ) replied, "I do not know how to read." The Prophet (ﷺ) added, "The angel caught me (forcefully) and pressed me so hard that I could not bear it any more. He then released me and again asked me to read and I replied, 'I do not know how to read.' Thereupon he caught me again and pressed me a second time till I could not bear it any more. He then released me and again asked me to read but again I replied, 'I do not know how to read (or what shall I read)?' Thereupon he caught me for the third time and pressed me, and then released me and said, 'Read in the name of your Lord, who has created (all that exists), created man from a clot. Read! And your Lord is the Most Generous." (96.1, 96.2, 96.3) Then Allah's Messenger (ﷺ) returned with the Inspiration and with his heart beating severely. Then he went to Khadija bint Khuwailid and said, "Cover me! Cover me!" They covered him till his fear was over and after that he told her everything that had happened and said, "I fear that something may happen to me." Khadija replied, "Never! By Allah, Allah will never disgrace you. You keep good relations with your kith and kin, help the poor and the destitute, serve your guests generously and assist the deserving calamity-afflicted ones." Khadija then accompanied him to her cousin Waraqa bin Naufal bin Asad bin 'Abdul 'Uzza, who, during the pre-Islamic Period became a Christian and used to write the writing with Hebrew letters. He would write from the Gospel in Hebrew as much as Allah wished him to write. He was an old man and had lost his eyesight. Khadija said to Waraqa, "Listen to the story of your nephew, O my cousin!" Waraqa asked, "O my nephew! What have you seen?" Allah's Messenger (ﷺ) described whatever he had seen. Waraqa said, "This is the same one who keeps the secrets (angel Gabriel) whom Allah had sent to Moses. I wish I were young and could live up to the time when your people would turn you out." Allah's Messenger (ﷺ) asked, "Will they drive me out?" Waraqa replied in the affirmative and said, "Anyone (man) who came with something similar to what you have brought was treated with hostility; and if I should remain alive till the day when you will be turned out then I would support you strongly." But after a few days Waraqa died and the Divine Inspiration was also paused for a while

Hadis No: 3 Kaynak: Sahih-i Buhari Derece: Sahih Kitap: Vahiy