Sahih-i Buhari Cihad # 3094
Arapça Metin

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ،، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ حَدِيثِهِ ذَلِكَ، فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ، فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ الْحَدِيثِ فَقَالَ مَالِكٌ بَيْنَا أَنَا جَالِسٌ فِي أَهْلِي حِينَ مَتَعَ النَّهَارُ، إِذَا رَسُولُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ يَأْتِينِي فَقَالَ أَجِبْ أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى رِمَالِ سَرِيرٍ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فِرَاشٌ مُتَّكِئٌ عَلَى وِسَادَةٍ مِنْ أَدَمٍ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ جَلَسْتُ فَقَالَ يَا مَالِ، إِنَّهُ قَدِمَ عَلَيْنَا مِنْ قَوْمِكَ أَهْلُ أَبْيَاتٍ، وَقَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِرَضْخٍ فَاقْبِضْهُ فَاقْسِمْهُ بَيْنَهُمْ‏.‏ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، لَوْ أَمَرْتَ بِهِ غَيْرِي‏.‏ قَالَ اقْبِضْهُ أَيُّهَا الْمَرْءُ‏.‏ فَبَيْنَا أَنَا جَالِسٌ عِنْدَهُ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ يَسْتَأْذِنُونَ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَسَلَّمُوا وَجَلَسُوا، ثُمَّ جَلَسَ يَرْفَا يَسِيرًا ثُمَّ قَالَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ قَالَ نَعَمْ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمَا، فَدَخَلاَ فَسَلَّمَا فَجَلَسَا، فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا‏.‏ وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فِيمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَنِي النَّضِيرِ‏.‏ فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ‏.‏ قَالَ عُمَرُ تَيْدَكُمْ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ‏.‏ قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا اللَّهَ، أَتَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ قَالَ ذَلِكَ قَالاَ قَدْ قَالَ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ قَدْ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْفَىْءِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ ـ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدِيرٌ‏}‏ ـ فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ، وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ قَدْ أَعْطَاكُمُوهُ، وَبَثَّهَا فِيكُمْ حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالَ عُمَرُ ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ، فَعَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ فِيهَا لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ، فَكُنْتُ أَنَا وَلِيَّ أَبِي بَكْرٍ، فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ مِنْ إِمَارَتِي، أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنِّي فِيهَا لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي تُكَلِّمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ، وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ، جِئْتَنِي يَا عَبَّاسُ تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَجَاءَنِي هَذَا ـ يُرِيدُ عَلِيًّا ـ يُرِيدُ نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا، فَقُلْتُ لَكُمَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا بَدَا لِي أَنْ أَدْفَعَهُ إِلَيْكُمَا قُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَبِمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ، وَبِمَا عَمِلْتُ فِيهَا مُنْذُ وَلِيتُهَا، فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا‏.‏ فَبِذَلِكَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا، فَأَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ، هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ قَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا إِلَىَّ، فَإِنِّي أَكْفِيكُمَاهَا‏.‏

Türkçe Tercüme

Malik İbn Evs İbnü'l-Hadesan'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Muhammed İbn Cübeyr bu rivayet ettiği hadisten bir kısmını bana anlattı.Ben de bu hadis hakkında bilgi istemek üzere Malik İbn Evs'e gittim. Bana şunları anlattı. "Ben öğleden önce ailemle birlikte otururken Hz. Ömer'in gönderdiği birisi gelip: "Ömer seni çağırıyor!" dedi. Ben de kalkıp onunla birlikte Hz. Ömer'in yanına gittim. Yanına vardığımızda Ömer deriden mamul bir yastığa yaslanmış oturuyordu. Altında hurma yapraklarından yapılmış bir sergi vardı. Serginin üzerinde minder gibi bir şey de yoktu. Kendisine selam verip oturdum. Hz. Ömer bana: "Ey Malik, senin kabilenden ihtiyaç sahibi bazı kimseler gelip benden yardım istediler. Ben de onlara küçük bir miktar yardım yapılması için talimat verdim. Sen bu yardımları al ve götürüp onlara paylaştır!" dedi. Ben: "Ey mu'minlerin emiri, bu iş için başka birisini görevlendirseniz!" deyince: "Sana bu malzemeleri al ve dağıt dedik be adam!" diye çıkıştı. Ben orada otururken Hz. Ömer'in kapı görevlisi (hacib) Yerfa içeri girip: "Osman İbn Affan, Abdurrahman İbn Avf, Zübeyr ve Sa'd İbn Ebi Vakkas içeri girmek için izin istiyorlar, müsaade var mıdır!" dedi. Hz. Ömer onların girmesine izin verdi. Onlar da içeri girdiler ve selam verip oturdular. Yerfa da kısa bir süre oturduktan sonra: "Ali ile Abbas da girmek istiyorlar!" dedi. Hz. Ömer onlara da izin verdi. Onlar da içeri girdiler ve selam verip oturdular. Abbas (r.a.): "Ey mu'minlerin emiri, Ali ile aramızdaki şu davayı karara bağlasanız!" dedi. Abbas ile Ali, Allah'ın Resulü'ne fey' olarak verdiği Nadiroğullarının malları konusunda anlaşmazlık yaşıyorlardı. Hz. Osman ile birlikte gelen gruptakiler de: "Ey mu'minlerin emiri, bunların arasındaki davayı karara bağla ve bunları birbirlerinden kurtar!" dediler. Hz. Ömer de bunun üzerine konuşmaya başladı: "Biraz ağır olun, müsaade edin bakalım! Göğü ve yeri elinde tutan Allah hakkı için söyleyin! Siz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın: "Biz miras bırakmayız; bize kimse mirasçı olmaz. Bizim bıraktığımız ne varsa sadakadır" buyurduğunu biliyor musunuz?" Hz. Osman ile birlikte olanlar: "Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurdu" dediler. Sonra Hz. Ömer, Hz. Ali ile Abbas'a dönerek: "Allah için söyleyin bakalım' Siz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle buyurduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Onlar da: "Evet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle buyurdu" dediler. Hz. Ömer de şöyle dedi: "Bakın şimdi size bu konuyu anlatayım: Allah Teala savaşsız olarak ele geçirilen bu malların (fey') bir kısmını sırf Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e vermiştir; ondan başka hiç kimseye böyle bir ayrıcalık tanımamıştır. Nitekim Allah TeaIa şöyle buyurmuştur: "Allah'ın o mallardan Nebiine fey' olarak verdikleri için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, Nebilerini dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir. "[Haşr, 6] Dolayısıyla bu mallar sadece Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hastır. Ancak Allah'a yemin ederim ki, O s.a.v. bu malları sizden uzak tutarak sırf kendi menfaatine kullanmamış ve kendisine ayırmamıştır. O s.a.v. buradan gelen gelirleri sizlere vermiş ve sizin yararınız için kullanmıştır. Geriye de sadece şu an çekişmekte olduğunuz mallar kalmıştır. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesinin bir yıllık nafakasını işte bu mallardan sağlardı. Geriye artanı da Allah hakkı için kullanılacak mallar arasına katardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatı boyunca söz konusu malları bu şekilde işletti. Allah hakkı için söyleyin bakalım; Siz bunu biliyor musunuz?" Hz. Osman ile beraberindekiler: "Evet" dediler. Hz. Ömer, Abbas ile Ali'ye dönerek: "Siz de Allah için söyleyin bakalım; bunu biliyor musunuz?" dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra Ebu Bekir: "Ben Allah'ın Resulü'nün arkasından ümmetin idaresini üstlendim" diyerek bu malları ele aldı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamasını aynen devam ettirdi. Allah biliyor ki, o bu mallar konusunda doğru, dürüst ve hakkaniyete uygun davrandı. Sonra o da vefat etti ve ben onun vekili olarak bu görevi üstlendim. Ben de bu malları ele alıp başkanlığımın iki yılı boyunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Hz. Ebu Bekir'in uygulamalarını aynen devam ettirdim. Allah biliyor ki, ben de bu mallar konusunda doğru, dürüst ve hakkaniyete uygun davrandım. Sonra siz çıkıp geldiniz ve bana bazı şeyler söylediniz. İkinizin söylediği de aynı şey. Ey Abbas, sen bana geldin ve kardeşinin oğlunun malındaki payını istedin ve Ali de gelip eşinin babasından kalan miras payını istedi. Ben de size: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Biz miras bırakmayız; bize kimse mirasçı olmaz. Bizim bıraktığımız ne varsa sadakadır" buyurdu, diye cevap vermiştim. Fakat daha sonra bu malları size vermenin uygun olacağını düşündüm ve size şu çözümü arz ettim: "Dilerseniz bu malları size bırakayım. Fakat ileri süreceğim şu şartlara kesinlikle riayet edeceksiniz: Allah adına bana söz verin, bu malları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebu Bekir'in ve benim iki yıldan beri yönettiğimiz gibi yönetip işleteceksiniz; asla bu uygulamadan vazgeçmeyeceksiniz." Siz de bunu kabul ederek: "Tamam malları bize ver!" dediniz. Ben de söz konusu arazileri bu ileri sürdüğüm şartlarla size bırakıyorum. Allah hakkı için şahit olun, ben bu arazileri söylemiş olduğum şartlarla Abbas ile Ali'ye bıraktım mı?" Orada bulunanlar: "Evet" dediler. Hz. Ömer daha sonra Ali ile Abbas'a dönerek onlara da: "Allah hakkı için söyleyin, ben bu arazileri söylemiş olduğum şartlarla size bıraktım mı?" diye sordu. Onlar da: "Evet" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Benden bu verdiğim karar dışında bir karar beklemeyin! Gökler ve yerlerin O'nun emriyle ayakta durduğu Allah'a yemin ederim ki ben bundan başka bir hüküm ve karar vermem. Eğer bu söylediğim şartlarla söz konusu arazileri işletemeyecek duruma düşerseniz tekrar bana iade edersiniz. Ben de bu işi gereği gibi yerine getiririm." AÇIKLAMA: Bu konu başlığı altında nakledilen Hz. Fatıma ile ilgili rivayette, Hz. Fatima’nın ölünceye kadar Hz. Ebu Bekir'den ayrıldığı ifade edilmektedir. Ma'mer'in naklettiği rivayette ise Hz. Fatıma'nın ölünceye kadar Hz. Ebu Bekir ile konuşmadığı söylenmektedir. Beyhaki'nin Şa'bi yoluyla naklettiği bir rivayete göre: "Hz. Ebu Bekir, Hz. Fatıma'yı ziyarete gelmişti. Hz. Ali, Hz. Fatıma'ya: "Ebu Bekir geldi, seni ziyaret etmek için izin istiyor!" diye haber verdi. Hz. Fatıma: "Sen ona izin vermemi ister misin?" diyerek kocasının görüşünü almak istedi. Hz. Ali de: "Evet" diye karşılık verince Hz. Fatıma izin verdi. İçeriye giren Hz. Ebu Bekir onun gönlünü aldı ve birbirlerinden hoşnut bir şekilde ayrıldılar." Bu rivayet her ne kadar mürselolsa da Şa'bı'ye kadar olan senedi sahihtir. İşte bu rivayet Hz. Fatıma'nın hayatının sonuna kadar Hz. Ebu Bekir'e dargın durmadığını açıklamakta ve konu hakkında doğabilecek kuşkuları da gidermektedir. Bazı bilginler bu konu ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmışlardır: "Hz. Fatima'nın Ebu Bekir'i terkedip gitmesi haram olan darılma ve küsme şeklinde değildir. Fatıma onunla bir arada bulunmayı ve kendisiyle karşılaşmayı istememektedir; içinde bir ukde oluştuğu için onun yanına gitmeyi arzulamamaktadır. Bu ise haram olan dargınlık ve kırgınlık yoluyla ayrılmak değildir. Zira haram olan küskünlük tarafların karşılaştıkları halde birbirlerinden yüz çevirmeleridir. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Fatıma öfkeli ve kızgın bir şekilde Hz. Ebu Bekir'in yanından ayrıldıktan sonra uzun bir süre bunun etkisinden kurtulamamış ve kendi üzüntüsüyle baş başa kalmıştır. Hastalandıktan sonra da evinden ayrılamamıştır." Hz. Fatıma'nın kendisine cevap olarak arz edilen hadise rağmen öfkelenmesinin sebebi ise söz konusu hadisi Hz. Ebu Bekir'in anladığından daha farklı bir şekilde yorumlamasıdır. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Fatıma, Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem herhangi bir kayıt koymaksızın genel bir tarzda ifade ettiği "Biz miras bırakmayız, bize kimse mirasçı olmaz" hükmünün tahsis edildiğine inanmaktadır. Onun bu yorumuna göre Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem geride bıraktığı arazi ve gayri menkullerin bizatihi kendileri miras olarak kalmaz ancak bunların kullanım hakları miras kalabilir. Halbuki Hz. Ebu Bekir bu hadisi genel anlamda almıştır. Dolayısıyla Hz. Ebu Bekir ile Fatıma arasındaki görüş ayrılığı yoruma açık bir rivayetten kaynaklanmaktadır. İşte Hz. Fatıma kendi görüşünün doğru olduğu kanaatine vardığı için Hz. Ebu Bekir ile bir araya gelmek istememiştir. Aslında Şa'bı'den nakledilen rivayet sabit ise tüm bu açıklamalara gerek kalmayacak ve uzun süre dargın kalma problemi çözülmüş olacaktır. Zaten akıl ve dindarlık bakımından çok ileri bir düzeyde olan Hz. Fatıma'ya yakışan da budur. ("Ben Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem uygulamakta olduğu hiçbir şeyi terk edecek değilim; O sallallahu aleyhi ve sellem ne yaptıysa ben de onu yaparım.") "Hz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hayatta iken kendi payını hangi alanlara harcıyor idiyse O'nun vefatından sonra halife söz konusu payı aynı alanlara harcar. Bu harcamalardan arta kalan ise kamu yararı için sarf edilir" diyenler Hz. Ebu Bekir'in bu sözüne dayanırlar. İmam Şafii ise bu tür malların kamu yararı için harcanacağını söylemiştir. Ancak İmam Şafiı'nin görüşü ile bu görüş arasında herhangi bir çelişki yoktur. İmam Şafii'den nakledilen başka bir görüş de bu konudaki karar yetkisinin devlet başkanına ait olduğu yönündedir. İmam Malik ile Sevrı: "Söz konusu pay hakkında nasıl bir uygulanıaya başvurulacağı konusu devlet başkanının idihadına bırakılmıştır" demişlerdir. Ahmed İbn Hanbel'e göre bu pay, silah ve at alımı için kullanılır. İbn Cerir bu payın ganimet ayetinde [Enfal, 41] sayılan dört gruba harcanacağı görüşündedir. İbnü'l-Münzir, (İbn Cerir'in görüşüyle ilgili olarak): "Bu görüşü arz eden kimseler, zekatın ayette sayılan kesimlerin tamamına harcanacağını söyleyen görüş sahipleri ile aynı kimseler olmalıdır. Buna göre eğer zekatı ya da ganimeti hak eden söz konusu kesimlerden biri bulunmayacak olursa kalan diğer kategorilere harcama yapılır" demiştir. Bu sözü ile kasdettiği kimseler de Şafiilerdir. Ebu Hanife: "Bunlar yakın akrabanın payları ile birlikte diğer üç gruba harcanır" demiştir. Ganimetin 1/25'inin (beşte birinin beşte biri) savaşçılara, savaş olmaksızın elde edilen düşmana ait malların 1/25'inin ise kamu yararını ilgilendiren alanlara harcanacağını söyleyenler de olmuştur. (Hz. Ömer, Resulullah'ın (s.a.v.) Medine'deki sadakalarını Hz. Ali ile Abbas'a verdi. Hayber ve Fedek'teki arazileri ise kimseye vermeyip yönetici olarak kendi elinde tuttu.) Bu açıklama Hz. Nebi'in (s.a.v.) sadaka olarak bıraktığı mallarının Nadıroğulları Yahudilerinden elde edilen araziler olduğunu göstermektedir. Hayber ve Fedek'teki payı hakkındaki uygulama ise ondan sonra ümmetin işini üstlenen halifelere kalmıştır. Hz. Ebu Bekir kendi döneminde Resulullah'ın (s.a.v.) eşlerinin ve O'nun (s.a.v.) hayatta iken pay verdiği diğer kimselerin ihtiyaçlarını gidermek amacını güttüğü için Hayber ve Fedek gelirlerini bunlara harcamıştır. Arta kalanı ise kamu yararı için kullanmıştır. Hz. Ömer de bu uygulamayı aynen devam ettirmiştir. (Allah Teala savaşslZ olarak ele geçirilen bu malların (feyı) bir kısmını sırf Hz. Nebi'e (s.a.v.) vermiştir; ondan başka hiç kimseye böyle bir ayrıcalık tanımamıştır. Hz. Ömer'in bu sözü bazı rivayetlerde farklı şekillerde gelmiştir: Amr İbn Dinar'ın İbn Şihab'tan naklettiği rivayet: "Allah Nadıroğulları Yahudilerine ait malları, Resulü'ne fey (savaşsız olarak elde edilen düşman malları) olarak lutfetmiştir. Bu, sadece ona has bir uygulamadır. Resulullah (s.a.v.) buradan elde edilen gelirden ailesinin bir yıllık nafakasını ayırır sonra geriye kalan kısmı da Allah yolunda cihada hazırlık olması için silah ve at alımı, bakımı vs. için kullanırdı." Ebu Davud'un Usame İbn Zeyd yoluyla İbn Şihab'tan naklettiği rivayet ise şöyledir: "Resulullah s.a.v.'in üç arazisi vardı: Nadiroğullarından elde edilen araziler, Hayber arazileri ve Fedek toprakları. Nadiroğullarından alınan topraklar Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) ihtiyaçlarının giderilmesi için, Fedek topraklarından elde edilen gelir ise yolda kalmışlar (ibnü's-sebıl) için ayrılıp tahsis edilmişti (habs). Hz. Nebi (s.a.v.) Hayber'deki arazileri Müslümanlar arasında paylaştırır, kendi ailesinin ihtiyaçları için bir bölümünü ayırıc ve arta kalan kısmı da muhacirlerden yoksuVfakir olanlara dağıtırdı." Bu son iki rivayet arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü hem yoksul muhacirlere hem de savaş malzemesi alımına kullanılmış olması mümkündür. Ebu Davud yukarıda nakledilen Ebu'l-Buhteri rivayetinde şöyle bir ek bilgiye de yer vermektedir: "Resulullah (s.a.v.) bu malların gelirlerinden ailesine harcar ve arta kalan kısmını da tasadduk ederdi/sadaka olarak verird: Bu rivayet ile Hz. Aişe'nin naklettiği: "Resul-i Ekrem (s.a.v.) vefat e:tiğinde zırhı satın almış olduğu bir miktar arpa karşılığında rehin olarak satıcıda kalmıştı" şeklindeki rivayet arasında herhangi bir çelişki bulunmamaktadır. Çünkü bu iki rivayetin arasını bulmak için şöyle bir yorum yapılabilir: "Resulullah (s.a.v.) başlangıçta ailesinin geçimi için bir yıllık nafaka ayırır. Sonra sene boyunca kapısına dayanıp ondan bir şey isteyen ihtiyaç sahipleri için harcama yapardı. Bu yüzden bazen ihtiyacı olan şeyleri de bir borc olarak buradan aldığı oluyordu. İslam alimleri arasında savaşmaksızın ele geçirilen düşman mallarının (fey') hangi alanlara harcanacağı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. İmam Malik'e göre bu tür mallar ile düşmandan savaş sonrasında ganimet olarak alınan malların beşte biri arasında hüküm açısından bir fark yoktur;yani fey' ve humus aynı şeylerdir. Bunlar devlet hazinesine bırakılır ve devlet başkanı ictihadına göre Hz. Nebi'in (s.a.v.) akrabaları na harcar. Alimlerin çoğunluğu ise savaşsız ele geçirilen düşman malları ile ganimetin beşte biri (fey' ve humus) arasında harcama yapılacak alanlar bakımından fark bulunduğunu söylemiştir. Buna göre ganimetin beşte biri Enfal suresindeki ayette [Enfal, 41] zikredilen sınıflar dışında hiçbir alana harcanamaz. Fey' ile ilgili uygulama ise devlet başkanının ictihadına bırakılmıştır. O bu konuda kamu yararı, müslümanların genel menfaati doğrultusunda karar verecektir. İbnü'l-Münzir ve diğer bazı alimlerin işaret ettiği gibi bu konuda İmam Şafii herkesten farklı bir görüş arz etmiş ve tek kalmıştır: "Savaşsız ele geçirilen mallar beşe bölünür. Bunun beşte dörtlük kısmı Resulullah'a (s.a.v.) aittir. Ayrıca ganimet olarak elde edilen mallarda olduğu gibi feyin 1I25'i (beşte birin beşte biri) de Hz. Nebi'e (s.a.v.) verilir. Beşte birin beşte birinden geriye kalan beşte dörtlük kısım (4/25'lik pay) ise yine ganimette söz konusu edilen kesimlere harcanır." Buna karşılık alimlerin çoğunluğu şöyle demiştir: "Savaşsız ele geçirilen düşman mallarının tamamı Resul-i Ekrem'e (s.a.v.) aittir." Bu alimler görüşlerine delil olarak Hz. Ömer'in fey ayetini zikrettikten sonra söylediği şu sözü gösterirler: "Bu, sırf Resulullah'a (s.a.v.) hastır." İmam Şafii ise Hz. Ömer'in bu sözünü şöyle yorumlamıştır: "Hz. Ömer'in burada kasdettiği söz konusu malların 4/5'lik kısmıdır." Hadisten Çıkarılan Dersler 1. Her kabilenin lideri kendi toplumunda meydana gelen olaylarla ilgilenmek ve bunları çözüme bağlamakla yükümlüdür. Çünkü en bilgili olan ve kimin daha fazla hak sahibi olduğunu bilen odur. 2. Devlet başkanı bir kabilenin ileri gelenlerini yanına çağırtabilir ve kendilerine adlarıyla veya adlarını kısaltarak hitap edebilir. 3. Bir kimse kendisine verilen işi üstlenmek istemediği için görevi veren kişiden affını talep edebilir. 4. Devlet başkanı bazı işlerin yerine getirilmesi için görevli atarken yumuşak davranmalıdır. 5. Devlet başkanı gelip gidenleri karşılaması ve uğurlaması için sekreter (hacip) görevlendirebilir. 6. Devlet başkanı ile yüzyüze oturup görüşerek herhangi bir olayla ilgili kararın bir an önce verilmesi için aracılık yapmakta bir sakınca yoktur. 7.Hakim kararını verince bu kararın gerekçesini de açıklar. 8. Devlet başkanı kendisinin vekili olarak vakıf işlerini yürütmek üzere bir yönetici tayin edebilir, bu konuda iki kişiyi ortak kılabilir. 9. Bazı aşırıya giden zahidlerin aksine uzun süreli olarak erzak depolamak, biriktirmek mümkündür. Bu da tevekkül anlayışıyla asla çelişmez. 10. Gayri menkul edinmek, bunun gelirinden istifade etmek kişiye yarar sağlar. Ayrıca ziraat, ticaret ve diğer mesleklerle ilgilenerek gelir elde etmek de iyidir. 11. Devlet başkanı herhangi bir karar vereceği zaman konu hakkında bir delil varsa bunu esas almakla ve gereği ile hükmetmekle yükümlüdür. 12.Hakim konu hakkında sahip olduğu bilgilere dayanarak karar verebilir. 13. (Devlet başkanı, lider vs. gibi) Herhangi bir kimsenin yönetimi ve bakımı altında olanlar bağlı bulundukları kişinin bir işle meşgulolduğunu görecek olurlarsa o sözü açmadan konuşmaya başlamazlar. 14. Hz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem feyden ve ganimetierin beşte birinden ancak kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyacı kadarını alırdı. Kalan kısım üzerinde de dilediği gibi tasarrufta bulunurdu. Bazı bilginlere göre ise Allah Teala bu malların kendisinin (rakabe) mülkiyetini Nebiine vermemiş sadece bunların gelirlerinden ve yararlarından ihtiyacı kadarını alma hakkını vermiştir. Ondan sonra bu malların yönetimini ve idaresini üstlenen kimseler için de aynı hüküm geçerlidir. 2. GANİMETİN BEŞTE BİRİNİ VERMEK DİNDENDİR (DiNi BİR GÖREVDİR)

English Translation

Narrated Malik bin Aus:While I was at home, the sun rose high and it got hot. Suddenly the messenger of `Umar bin Al-Khattab came to me and said, "The chief of the believers has sent for you." So, I went along with him till I entered the place where `Umar was sitting on a bedstead made of date-palm leaves and covered with no mattress, and he was leaning over a leather pillow. I greeted him and sat down. He said, "O Mali! Some persons of your people who have families came to me and I have ordered that a gift should be given to them, so take it and distribute it among them." I said, "O chief of the believers! I wish that you order someone else to do it." He said, "O man! Take it." While I was sitting there with him, his doorman Yarfa' came saying, "`Uthman, `Abdur-Rahman bin `Auf, Az-Zubair and Sa`d bin Abi Waqqas are asking your permission (to see you); may I admit them?" `Umar said, "Yes", So they were admitted and they came in, greeted him, and sat down. After a while Yarfa' came again and said, "May I admit `Ali and `Abbas?" `Umar said, "yes." So, they were admitted and they came in and greeted (him) and sat down. Then `Abbas said, "O chief of the believers! Judge between me and this (i.e. `Ali)." They had a dispute regarding the property of Bani An-Nadir which Allah had given to His Apostle as Fai. The group (i.e. `Uthman and his companions) said, "O chief of the believers! Judge between them and relieve both of them from each other." `Umar said, "Be patient! I beseech you by Allah by Whose Permission the Heaven and the Earth exist, do you know that Allah's Messenger (ﷺ) said, 'Our (i.e. prophets') property will not be inherited, and whatever we leave, is Sadaqa (to be used for charity),' and Allah's Messenger (ﷺ) meant himself (by saying "we'')?" The group said, "He said so." `Umar then turned to `Ali and `Abbas and said, "I beseech you by Allah, do you know that Allah's Messenger (ﷺ) said so?" They replied, " He said so." `Umar then said, "So, I will talk to you about this matter. Allah bestowed on His Apostle with a special favor of something of this Fai (booty) which he gave to nobody else." `Umar then recited the Holy Verses: "What Allah bestowed as (Fai) Booty on his Apostle (Muhammad) from them --- for this you made no expedition with either cavalry or camelry: But Allah gives power to His Apostles over whomever He will 'And Allah is able to do all things." 9:6) `Umar added "So this property was especially given to Allah's Messenger (ﷺ), but, by Allah, neither did he take possession of it and leave you, nor did he favor himself with it to your exclusion, but he gave it to all of you and distributed it amongst you till this property remained out of it. Allah's Messenger (ﷺ) used to spend the yearly expenses of his family out of this property and used to keep the rest of its revenue to be spent on Allah's Cause. Allah's Apostle kept on doing this during all his lifetime. I ask you by Allah do you know this?" They replied in the affirmative. `Umar then said to `Ali and `Abbas. "I ask you by Allah, do you know this?" `Umar added, "When Allah had taken His Prophet unto Him, 'Abu Bakr said, 'I am the successor of Allah's Messenger (ﷺ) so, Abu Bakr took over that property and managed it in the same way as Allah's Messenger (ﷺ) used to do, and Allah knows that he was true, pious and rightly-guided, and he was a follower of what was right. Then Allah took Abu Bakr unto Him and I became Abu Bakr's successor, and I kept that property in my possession for the first two years of my Caliphate, managing it in the same way as Allah's Messenger (ﷺ) used to do and as Abu Bakr used to do, and Allah knows that I have been true, pious, rightly guided, and a follower of what is right. Now you both (i.e. 'Ali and `Abbas) came to talk to me, bearing the same claim and presenting the same case; you, `Abbas, came to me asking for your share from your nephew's property, and this man, i.e. `Ali, came to me asking for his wife's share from her father's property. I told you both that Allah's Messenger (ﷺ) said, 'Our (prophets') properties are not to be inherited, but what we leave is Sadaqa (to be used for charity).' When I thought it right that I should hand over this property to you, I said to you, 'I am ready to hand over this property to you if you wish, on the condition that you would take Allah's Pledge and Covenant that you would manage it in the same way as Allah's Messenger (ﷺ) used to, and as Abu Bakr used to do, and as I have done since I was in charge of it.' So, both of you said (to me), 'Hand it over to us,' and on that condition I handed it over to you. So, I ask you by Allah, did I hand it over to them on this condition?" The group said, "Yes." Then `Umar faced `Ali and `Abbas saying, "I ask you by Allah, did I hand it over to you on this condition?" They said, "Yes. " He said, " Do you want now to give a different decision? By Allah, by Whose Leave both the Heaven and the Earth exist, I will never give any decision other than that (I have already given). And if you are unable to manage it, then return it to me, and I will do the job on your behalf

Hadis No: 3094 Kaynak: Sahih-i Buhari Derece: Sahih Kitap: İçecekler