Sahih-i Buhari Tefsir # 3401
Arapça Metin

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبَكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى صَاحِبَ الْخَضِرِ لَيْسَ هُوَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، إِنَّمَا هُوَ مُوسَى آخَرُ‏.‏ فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَنَّ مُوسَى قَامَ خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَسُئِلَ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ فَقَالَ أَنَا‏.‏ فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ بَلَى، لِي عَبْدٌ بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ‏.‏ قَالَ أَىْ رَبِّ وَمَنْ لِي بِهِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ أَىْ رَبِّ وَكَيْفَ لِي بِهِ ـ قَالَ تَأْخُذُ حُوتًا، فَتَجْعَلُهُ فِي مِكْتَلٍ، حَيْثُمَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَهْوَ ثَمَّ ـ وَرُبَّمَا قَالَ فَهْوَ ثَمَّهْ ـ وَأَخَذَ حُوتًا، فَجَعَلَهُ فِي مِكْتَلٍ، ثُمَّ انْطَلَقَ هُوَ وَفَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ، حَتَّى أَتَيَا الصَّخْرَةَ، وَضَعَا رُءُوسَهُمَا فَرَقَدَ مُوسَى، وَاضْطَرَبَ الْحُوتُ فَخَرَجَ فَسَقَطَ فِي الْبَحْرِ، فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا، فَأَمْسَكَ اللَّهُ عَنِ الْحُوتِ جِرْيَةَ الْمَاءِ، فَصَارَ مِثْلَ الطَّاقِ، فَقَالَ هَكَذَا مِثْلُ الطَّاقِ‏.‏ فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ بَقِيَّةَ لَيْلَتِهِمَا وَيَوْمَهُمَا، حَتَّى إِذَا كَانَ مِنَ الْغَدِ قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا‏.‏ وَلَمْ يَجِدْ مُوسَى النَّصَبَ حَتَّى جَاوَزَ حَيْثُ أَمَرَهُ اللَّهُ‏.‏ قَالَ لَهُ فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ، وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبًا، فَكَانَ لِلْحُوتِ سَرَبًا وَلَهُمَا عَجَبًا‏.‏ قَالَ لَهُ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، رَجَعَا يَقُصَّانِ آثَارَهُمَا حَتَّى انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَإِذَا رَجُلٌ مُسَجًّى بِثَوْبٍ، فَسَلَّمَ مُوسَى، فَرَدَّ عَلَيْهِ‏.‏ فَقَالَ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ‏.‏ قَالَ أَنَا مُوسَى‏.‏ قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ، أَتَيْتُكَ لِتُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا‏.‏ قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ، عَلَّمَنِيهِ اللَّهُ لاَ تَعْلَمُهُ وَأَنْتَ عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَكَهُ اللَّهُ لاَ أَعْلَمُهُ‏.‏ قَالَ هَلْ أَتَّبِعُكَ قَالَ ‏{‏إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا * وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏إِمْرًا‏}‏ فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ، فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ، كَلَّمُوهُمْ أَنْ يَحْمِلُوهُمْ، فَعَرَفُوا الْخَضِرَ، فَحَمَلُوهُ بِغَيْرِ نَوْلٍ، فَلَمَّا رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ جَاءَ عُصْفُورٌ، فَوَقَعَ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَنَقَرَ فِي الْبَحْرِ نَقْرَةً أَوْ نَقْرَتَيْنِ، قَالَ لَهُ الْخَضِرُ يَا مُوسَى، مَا نَقَصَ عِلْمِي وَعِلْمُكَ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ مِثْلَ مَا نَقَصَ هَذَا الْعُصْفُورُ بِمِنْقَارِهِ مِنَ الْبَحْرِ‏.‏ إِذْ أَخَذَ الْفَأْسَ فَنَزَعَ لَوْحًا، قَالَ فَلَمْ يَفْجَأْ مُوسَى إِلاَّ وَقَدْ قَلَعَ لَوْحًا بِالْقَدُّومِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ مُوسَى مَا صَنَعْتَ قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا، لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا‏.‏ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏.‏ قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِي مِنْ أَمْرِي عُسْرًا، فَكَانَتِ الأُولَى مِنْ مُوسَى نِسْيَانًا‏.‏ فَلَمَّا خَرَجَا مِنَ الْبَحْرِ مَرُّوا بِغُلاَمٍ يَلْعَبُ مَعَ الصِّبْيَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ فَقَلَعَهُ بِيَدِهِ هَكَذَا ـ وَأَوْمَأَ سُفْيَانُ بِأَطْرَافِ أَصَابِعِهِ كَأَنَّهُ يَقْطِفُ شَيْئًا ـ فَقَالَ لَهُ مُوسَى أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا‏.‏ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏.‏ قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلاَ تُصَاحِبْنِي، قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا‏.‏ فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ مَائِلاً ـ أَوْمَأَ بِيَدِهِ هَكَذَا وَأَشَارَ سُفْيَانُ كَأَنَّهُ يَمْسَحُ شَيْئًا إِلَى فَوْقُ، فَلَمْ أَسْمَعْ سُفْيَانَ يَذْكُرُ مَائِلاً إِلاَّ مَرَّةً ـ قَالَ قَوْمٌ أَتَيْنَاهُمْ فَلَمْ يُطْعِمُونَا وَلَمْ يُضَيِّفُونَا عَمَدْتَ إِلَى حَائِطِهِمْ لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا‏.‏ قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ، سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا‏"‏‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَدِدْنَا أَنَّ مُوسَى كَانَ صَبَرَ، فَقَصَّ اللَّهُ عَلَيْنَا مِنْ خَبَرِهِمَا ‏"‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى، لَوْ كَانَ صَبَرَ يُقَصُّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ‏"‏‏.‏ وَقَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَامَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ صَالِحَةٍ غَصْبًا، وَأَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ كَافِرًا وَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي سُفْيَانُ سَمِعْتُهُ مِنْهُ مَرَّتَيْنِ وَحَفِظْتُهُ مِنْهُ‏.‏ قِيلَ لِسُفْيَانَ حَفِظْتَهُ قَبْلَ أَنْ تَسْمَعَهُ مِنْ عَمْرٍو، أَوْ تَحَفَّظْتَهُ مِنْ إِنْسَانٍ فَقَالَ مِمَّنْ أَتَحَفَّظُهُ وَرَوَاهُ أَحَدٌ عَنْ عَمْرٍو غَيْرِي سَمِعْتُهُ مِنْهُ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا وَحَفِظْتُهُ مِنْهُ‏.‏

Türkçe Tercüme

Said b. Cubeyr dedi ki: "İbn Abbas'a dedim ki: Nevf el-Bikali, Hızır ile arkadaşlığı olan Musa'nın, İsrailoğullarına gönderilen Musa olmadığını, onun bir başka Musa olduğunu ileri sürmektedir. İbn Abbas: Allah'ın düşmanı yalan söylemiştir, dedi. Bize Ubeyy b. Ka'ab'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklen anlattığına göre Musa İsrailoğullarına bir hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. En bilgili insan hangisidir, diye soruldu. O: Benim dedi. Yüce Allah ona ilmi kendisine havale etmediği için sitem etti ve: Hayır, buyurdu. Benim iki denizin birleştiği yerde bir kulum var. O senden daha alimdir. Musa: Rabbim onunla beni kim görüştürebilir, dedi. Süfyan bazen de: Rabbim onunla nasıl görüşebilirim, dedi, diye rivayet etti. (Yüce Allah) buyurdu ki: Bir balık al, onu bir zenbile koy. Balığı nerede kaybedersen o, oradadır. Musa bir balık alıp, onu bir zenbile koydu. Sonra kendisi ve genç birisi olan Yuşa' b. Nun ile birlikte yola koyuldu. Nihayet o kayanın yanına vardıklarında başlarını koyup yattılar. Musa uyudu. Balık çırpındı, (zenbilden) çıktı ve denize düştü. Denizde bir serap halinde yolunu alıp gitti. Allah suyun balığın üzerinde akıntısını tuttu ve su bir takı andırdı. -Bir tak gibi bu şekilde oldu, dedi.- Fakat yollarına koyuldular, gece ve gündüzlerinin geri kalan kısmını yürüyerek devam ettiler. Ertesi gün olunca (Musa) yanındaki delikanlıya: Bize yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzdan ötürü çokça yorulduk, dedi. Musa yüce Allah'ın kendisine em rettiği yeri aşıncaya kadar yorgunluk hissetmemişti. Yanındaki genç ona dedi ki: Gördün mü? Biz kayanın yanında dinlendiğimizde ben sana balığın denize koyulup gittiğini söylemeyi unuttum. Bunu sana söylememi de şeytandan başkası unutturmadı. Balık hayret verici bir şekilde denizde yol alıp gitti. Deniz, balık için bir serap (bir çeşit tünel), onlar için de hayret edilecek bir husus olmuştu. Musa ona: İşte bizim aradığımız bu idi deyip, her ikisi de izlerini takip ederek gerisin geri döndüler. Nihayet o kayanın yanına vardılar. Bir elbise ile üzerini örtmüş bir adam ile karşılaştılar. Musa selam verdi, o da selamını alarak: Senin bulunduğun yerde selam ne gezer, dedi. Ben Musa'yım, dedi. Adam: İsrailoğullarının Musa'sı mı? diye sordu. Evet. Sana öğretilen doğru bilgilerden bana da öğretmen için yanına geldim, dedi. Ona dedi ki: Ey Musa, ben Allah tarafından gelmiş ve Allah'ın bana öğrettiği, senin ise bilmediğin bir ilme sahibim. Sen de Allah'ın sana öğretmiş olduğu, benim bilmediğim, Allah tarafından sana verilmiş bir ilme sahipsin. Musa: Sana tabi olayım mı? diye sordu. Hızır: Sen benimle kalmaya sabır gösteremezsin, hem hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığın bir şeye karşı nasılsabredebilirsin, dedi. (Yüce Allah'ın): "Büyük bir iş yaptın."[Kehf, 71] buyruğuna kadar (geçenleri anlattı). Deniz kıyısında yürümeye koyuldular. Bulundukları yerden bir gemi geçti. Yeni sahipleri ile kendilerini taşımaları hususunda konuştular (kendilerini gemiye bindirmelerini istediler). Gemidekiler Hızır'ı tanıdılar ve onu herhangi bir ücret almadan taşıdılar. Gemiye bindikten sonra bir kuş gelip, geminin kıyısında bir yere kondu. Denize bir veya iki defa gagasını daldırıp çıkardı. Hızır ona dedi ki: Ey Musa! Benim ilmim ile senin ilmin, Allah'ın ilmine göre ancak bu kuşun gagasıyla denizde eksilttiği miktara benzer. Derken Hızır, baltayı alıp bir tahtayı söktü. Musa kaşla göz arasında Hızır'ın elindeki keser ile bir tahtayı sökmüş olduğunu görünce ona dedi ki: Sen ne yaptın? Bunlar bizi ücretsiz taşıdılar, sen kalkıp onların gemilerini içindekiler suda boğulsun diye deldin. Gerçekten görülmedik bir iş yaptın. Hızır dedi ki: Ben sana benimle birlikte kalmaya sabır gösteremezsin dememiş miydim? Musa dedi ki: Unuttuğumdan ötürü beni mesul tutma, bu işimde de bana zorluk çıkarma. Musa'nın bu ilk itirazı unutmaktan ötürü idi. Denizden (gemiden) çıkınca başka çocuklarla oynamakta olan bir çocuğun yanından geçtiler. Hızır onun başını yakalayıp, eliyle şu şekilde kafasını kopardı. -Süfyan parmak uçlarıyla bir şey koparırcasına işaret etti.- Musa ona dedi ki: Sen tertemiz bir nefsi, başka bir cana karşılık olmadan nasıl öldürdün? Sen gerçekten kabul edilemeyecek bir iş yaptın. Hızır dedi ki: Ben sana, benimle birlikte bulunmaya tahammül gösteremezsin dememiş miydim? Musa dedi ki: Artık bundan sonra sana herhangi bir şeye dair soru soracak olursam benimle arkadaşlık etme. O takdirde tarafımdan da mazur görüleceksin. Yollarına koyuldular. Nihayet bir kasaba halkının yanına vardılar. Kasaba halkından kendilerine yemek yedirmelerini istediler. Fakat kasaba halkı onları misafir etmek istemedi. Musa ile Hızır kasabada yıkılmaya yüz tutmuş, yan yatmış bir duvar buldular. -Bu şekilde eliyle işaret etti. Süfyan da aşağıdan yukarıya doğru bir şeyi sıvazlarcasına işaret etti. Onun "eğilmiş" olduğunu yalnızca bir defa söylediğini dinledim, dedi.- Musa dedi ki: Biz bunların yanına geldik, onlar bize yemek vermediler, bizi misafir de etmediler. Sen kalktın, onların duvarlarını düzelttin. İsteseydin buna karşılık onlardan bir ücret alırdın. Hızır dedi ki: İşte bu hadiseden sonra ben ve sen ayrılıyoruz. Fakat senin sabır ve tahammül gösteremediğin şeylerin açıklamasını sana bildireceğim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: Keşke Musa sabretseydi. Yüce Allah'ın bize onların başından geçenlere dair haberleri anlatmasını çok arzu ederdik. Süfyan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah Musa'ya rahmetini ihsan eylesin. Eğer sabretmiş olsaydı, yüce Allah onların başlarından geçenleri de anlatırdı. İbn Abbas da: "Çünkü arkalarında her gemiyi zorla gasbeden bir hükümdar vardı. "[Kehf, 79] buyruğundaki "arkalarında" anlamındaki lafzı "önlerinde" anlamına gelecek şekilde "emamehum" diye okumuştur. Çocuk ise kafir idi, anne-babası da mümin idi. Sonra Süfyan bana dedi ki: Ben bu hadisi ondan iki defa dinledim ve bu hadisi ondan belledim. Süfyan'a: Sen bunu Amr'dan işitmeden önce mi bellemiştin yoksa onu bir başka kimseden mi bellemiştin? Bu sefer: Ben bunu kimden belleyebilirim ki, diye sordu. Ayrıca bunu benden başkası Amr'dan rivayet etmiş midir ki? Ben bu hadisi ondan iki ya da üç defa dinledim ve bunu ondan hıfzettim."

English Translation

Narrated Sa`id bin Jubair:I said to Ibn `Abbas, "Nauf Al-Bakali claims that Moses, the companion of Al-Khadir was not Moses (the prophet) of the children of Israel, but some other Moses." Ibn `Abbas said, "Allah's enemy (i.e. Nauf) has told a lie. Ubai bin Ka`b told us that the Prophet (ﷺ) said, 'Once Moses stood up and addressed Bani Israel. He was asked who was the most learned man amongst the people. He said, 'I.' Allah admonished him as he did not attribute absolute knowledge to Him (Allah). So, Allah said to him, 'Yes, at the junction of the two seas there is a Slave of Mine who is more learned than you.' Moses said, 'O my Lord! How can I meet him?' Allah said, 'Take a fish and put it in a large basket and you will find him at the place where you will lose the fish.' Moses took a fish and put it in a basket and proceeded along with his (servant) boy, Yusha` bin Noon, till they reached the rock where they laid their heads (i.e. lay down). Moses slept, and the fish, moving out of the basket, fell into the sea. It took its way into the sea (straight) as in a tunnel. Allah stopped the flow of water over the fish and it became like an arch (the Prophet (ﷺ) pointed out this arch with his hands). They travelled the rest of the night, and the next day Moses said to his boy (servant), 'Give us our food, for indeed, we have suffered much fatigue in this journey of ours.' Moses did not feel tired till he crossed that place which Allah had ordered him to seek after. His boy (servant) said to him, 'Do you know that when we were sitting near that rock, I forgot the fish, and none but Satan caused me to forget to tell (you) about it, and it took its course into the sea in an amazing way?.' So there was a path for the fish and that astonished them. Moses said, 'That was what we were seeking after.' So, both of them retraced their footsteps till they reached the rock. There they saw a man Lying covered with a garment. Moses greeted him and he replied saying, 'How do people greet each other in your land?' Moses said, 'I am Moses.' The man asked, 'Moses of Bani Israel?' Moses said, 'Yes, I have come to you so that you may teach me from those things which Allah has taught you.' He said, 'O Moses! I have some of the Knowledge of Allah which Allah has taught me, and which you do not know, while you have some of the Knowledge of Allah which Allah has taught you and which I do not know.' Moses asked, 'May I follow you?' He said, 'But you will not be able to remain patient with me for how can you be patient about things which you will not be able to understand?' (Moses said, 'You will find me, if Allah so will, truly patient, and I will not disobey you in aught.') So, both of them set out walking along the sea-shore, a boat passed by them and they asked the crew of the boat to take them on board. The crew recognized Al-Khadir and so they took them on board without fare. When they were on board the boat, a sparrow came and stood on the edge of the boat and dipped its beak once or twice into the sea. Al-Khadir said to Moses, 'O Moses! My knowledge and your knowledge have not decreased Allah's Knowledge except as much as this sparrow has decreased the water of the sea with its beak.' Then suddenly Al-Khadir took an adze and plucked a plank, and Moses did not notice it till he had plucked a plank with the adze. Moses said to him, 'What have you done? They took us on board charging us nothing; yet you have intentionally made a hole in their boat so as to drown its passengers. Verily, you have done a dreadful thing.' Al-Khadir replied, 'Did I not tell you that you would not be able to remain patient with me?' Moses replied, 'Do not blame me for what I have forgotten, and do not be hard upon me for my fault.' So the first excuse of Moses was that he had forgotten. When they had left the sea, they passed by a boy playing with other boys. Al-Khadir took hold of the boys head and plucked it with his hand like this. (Sufyan, the sub narrator pointed with his fingertips as if he was plucking some fruit.) Moses said to him, "Have you killed an innocent person who has not killed any person? You have really done a horrible thing." Al-Khadir said, "Did I not tell you that you could not remain patient with me?' Moses said "If I ask you about anything after this, don't accompany me. You have received an excuse from me.' Then both of them went on till they came to some people of a village, and they asked its inhabitants for food but they refused to entertain them as guests. Then they saw therein a wall which was just going to collapse (and Al Khadir repaired it just by touching it with his hands). (Sufyan, the sub-narrator, pointed with his hands, illustrating how Al-Khadir passed his hands over the wall upwards.) Moses said, "These are the people whom we have called on, but they neither gave us food, nor entertained us as guests, yet you have repaired their wall. If you had wished, you could have taken wages for it." Al-Khadir said, "This is the parting between you and me, and I shall tell you the explanation of those things on which you could not remain patient." The Prophet (ﷺ) added, "We wished that Moses could have remained patient by virtue of which Allah might have told us more about their story. (Sufyan the sub-narrator said that the Prophet (ﷺ) said, "May Allah bestow His Mercy on Moses! If he had remained patient, we would have been told further about their case

Hadis No: 3401 Kaynak: Sahih-i Buhari Derece: Sahih Kitap: Giyim-Kuşam